Araba ve Çadırla Balkanlar Turu – 10 Gün, 8 Ülke

1-yesDEBsI3IH2fEIHpOWWPg

Balkanlar turu, eşimle beraber çok ani karar verdiğimiz bir plan oldu. Motivasyon kaynağımız ise yıllarca beklediğimiz ve geçen sene almaya hak kazandığımız yeşil pasaportumuzdu.

1-sD-52EqKvVp-1twA5mtbxw
Hızlı karar verdiğimiz için yeterli hazırlık ve ön çalışma yapamadık. Hatta geziye 3–4 gün kala vazgeçmeyi bile düşünmüştük. Ama iyi ki de gerçekleştirmişiz diyoruz şu an.

On gün içerisinde gezdiğimiz sekiz ülke; Yunanistan, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Bulgaristan.

Hazırlık aşamasında öncelikle Türkiye Kamp Karavan Derneği facebook sayfasında fikrimizi paylaşıp önerileri aldık. Çok faydalı önerilerle beraber bazı kaygı verici tavsiyeler de aldık. Örneğin “Arnavutluk’tan kesinlikle geçmeyin, Bulgaristan’da hırsızlığa dikkat edin, Otoban dışında yolculuk yapmayın” gibi. Ancak gezi boyunca güvenlikle ilgili hiçbir sorun yaşamadık. Böyle yorumların motivasyonunuzu düşürmesine izin vermeyin.

Büyük desteği ve rehberliğinden yararlandığımız Türkiye Kamp Karavan Derneği ailesine buradan teşekkürlerimi iletiyorum.

Gezi esnasında sosyal medya üzerinden tanıdık ve tanımadık insanlar çok ilgilendiler. Hatta birçoğu bu rotayı tamamlamak istediklerini söyledi. Ben de bunu gerçekleştirmek isteyenlere rehber olması açısından bir özet hazırlamak istedim. Önerilerimize kulak verirseniz bizimkinden daha konforlu bir gezi yapmış olacaksınız.

Bu yazıda “nereler gezilir”den pek bahsetmeyecek, daha çok bu rotayı nasıl tamamladığımızı yazacağım.

Nasıl Hazırlanmalı?

Arabanızın bakımını yaptırın, uzun bir yola çıkacağınızı servisinize / ustanıza söyleyin. Buna göre genel kontrollerini yapsın. Stepnenizi çıkarıp havasına bakın. Arabanızın ilk sahibi değilseniz bijon anahtarınızın tekerleğinizdeki bijonlara uyup uymadığını kontrol edin. Krikonuzu kontrol edin. Tekerleğin nasıl değiştirildiğini öğrenin. Araçta bulundurulması gereken malzemeleri (İlk yardım çantası, çekme halatı vb.) kontrol edin. Tüm lambaların (Far, sinyal vb.) çalıştığından emin olun.

1-DTCPPIiEhgZVmxnTcuXpwQBüyük araba lazım vb. gibi yorumlara kulak asmayın, biz 2008 model Toyota Yaris 1.3 gibi küçük bir araç ile bu geziyi sorunsuz tamamladık. Daha küçük arabalarla daha uzun yollar yapanlar da var.

Araç sizin üzerinize olmalı, değil ise sınır geçişinde noter onaylı vekalet belgesi gibi bir şey isteniyor. Araçla yurt dışına çıkarken yeşil sigorta yaptırmanız gerekiyor. Biz 15 günlük yaptırdık ve 45€ ödedik. Sigorta sınır kapılarından da yapılıyor ama benim önerim kendi sigortacınızdan Türkiye’den ayrılmadan önce yaptırın. Kapılar bazen karmaşa halinde olabiliyor, eminim uğraşmak istemezsiniz. Ek olarak Türkiye’den çıkmak için kişi başı 15 tl. harç ödemeniz gerekiyor. Bu ödemeyi herhangi bir bankadan TC kimlik no ile yapabiliyorsunuz. Dekontları ve yeşil sigorta belgenizi yanınızda bulundurun.

Yeşil pasaportumuz olduğu için vize işlemleriyle uğraşmadık. Bu işlemler ve maliyetler konusunda bilgim yok maalesef.

Konaklamanın yarısını kampinglerde yarısını ise booking.com ve airbnb platformlarından kiraladığımız dairelerde yaptık. Bunu yaparken kriterimiz gezeceğimiz yerlerdi. Örneğin görülecek yerler şehirde ise şehir merkezinde ev tuttuk. Deniz, göl ve doğa alanları ise çadırımızla kampinglerde konakladık. Yemeğimizi her zaman kendimiz pişirdik, bu nedenle rezervasyon yaparken konaklayacağımız evlerin mutfaklarının olmasına dikkat ettik.

Kamping deneyiminiz yoksa öncelikle mutlaka size yakın bölgelerde 2–3 günlük kampinglerde konaklayıp tecrübe edinin. Yaşadığınız eksiklik ve aksaklıkları not edip sonra bunlara çözüm bulun.

1-UMlsa_mxSOYnCf0sDrnmJAYurt dışında kampinglerde elektrik prizleri farklı olabiliyor. Yanınıza mutlaka fotoğraftaki ara adaptörden alın.

İnternet çok önemli bir ihtiyaç, gittiğiniz yerlerde adres bulmak, nerede ne yenir araştırmak vb. işler için sürekli gerekiyor. Konakladığımız her yerde wi-fi mevcuttu. Ayrıca şehir merkezlerinde birçok yerde ve kafelerde ücretsiz wi-fi bulunuyor. Ama yine de operatörünüzle görüşüp uygun bir tarife kullanmak isteyebilirsiniz. En azından birkaç kişi gidiyorsanız acil durumlar için birinizin telefonu ve interneti açık olsun.

Navigasyon konusunda internetimiz olmadığında veya operatörlerin kapsama alanı dışında da kullanabilmemiz açısından Sygic isimli navigasyon yazılımını telefonuma yükleyerek gerekli haritaları satın aldım (Apple sürümü için burayı, Android için burayı tıklayın). Bu arada tüm Avrupa haritası 60 tl, dünya haritası ise 80 tl, ömür boyu kullanabiliyorsunuz bu fiyatlara. Yol boyu bu yazılımın çok faydasını gördüm. Yol üzerindeki benzin istasyonları, park yeri, dinlenme tesisi gibi yerleri, gittiğiniz yoldaki hız sınırları gibi bilgileri anlık olarak gösteriyor. Tavsiye ederim.

Bütçemiz çok kısıtlıydı. Bu nedenle yemek konusunu büyük oranda Türkiyeden aldığımız konserve, makarna vb. gibi malzemeleri yanımıza stoklayarak hallettik. Onun dışındaki çabuk bozulan meyve, sebze, peynir vb. maddeleri gittiğimiz yerlerdeki market ve pazarlardan aldık. Sınır geçişlerinde bagajımızı hiç kontrol etmediler ancak et ve süt ürünlerinin geçişine izin vermiyorlar. Riske atabileceğiniz miktarda yanınıza alabilirsiniz. Temizlik malzemelerinizi (sabun, kağıt havlu, deterjan vb.) de mutlaka yanınıza alın. Bu arada balkanlarda çay bulabilmek neredeyse imkansız gibi, çay seviyorsanız mutlaka çayınızı yanınıza alın.

Pişirme için yanımıza küçük tüp aldık. Yanıcı / patlayıcı madde olması açısından sınırda sorun olup olmayacağını bilmiyorduk. Kimse arabamızı kontrol etmediği için bir problem yaşamadık. Eğer sınırda el koysalardı gireceğimiz ilk ülkeden kamp ocağı satın almayı planlamıştık.

1-RSBRC1kF0O0-etfMsH5dvQ

Arabamızın küçük olduğundan bahsetmiştik. 10–12 günlük yiyecek ve giyecekler, temizlik ve kamp ekipmanlarını sığdırmak büyük sorundu. Bu konuda ise Ikea yardımımıza yetişti. 22lt lik şeffaf kutulardan 7 tane aldık ve malzemelerin neredeyse hepsini bunlara koyduk. Çantalarımızı ise arka bölümde koltuk arasına yerleştirdik. Kutuların şeffaf olmasına özellikle dikkat ettik. Önceden aldığımız haberlere göre sınırda bazen kontroller olabiliyormuş. Şeffaf kutular içini gösterdiği için bagaj kontrolünde kolaylık sağlayacağını düşündük. Nitekim öyle de oldu. Türkiye’ye girişteki kontrolde görevli içini görebildiği için kutuları açtırmadan hızlıca bakıp geçmemize izin verdi. Trafikte dikkat çekmemesi için kutuların üzerini koyu renk bir örtü ile örttük ve yüksekliğin cam hizasını geçmemesine özen gösterdik.

Araç için soğutma dolabımız yoktu. Bunun yerine meşhur mavi renkli, yalıtımlı kutulardan aldık. Bir şehirden diğerine gitmeden önce buz kalıplarını ve yiyecekleri koyduk. Gideceğimiz sonraki konaklamaya kadar bozulabilecek yiyeceklerimizi sorunsuzca taşıdık. Gittiğimiz her yerde de buzdolabı zaten vardı. Burada ertesi gün için buz kalıplarını tekrar dondurduk.

Sanıldığı gibi yurt dışında yakıt ucuz değil. Hatta baya pahalı. Giderlerinizin önemli bir kısmını maalesef yakıt oluşturacak.

Gideceğiniz ülkelerdeki yakıt fiyatlarını görmek için burayı tıklayın.

Yolculuk

1. Gün

Yola Bursa’dan gece 24:00 gibi çıktık. Sabah saatlerinde İpsala sınır kapısındaydık. Yunanistan’da benzin çok pahalı olduğu için, İpsala kapısından hemen önce benzincide depomuzu doldurduk. Biz bu aldığımız benzinle Yunanistan’dan Makedonya’ya geçtik.

Gezi boyunca yaşadığımız en sıkıntılı sınır geçişi Türkiye oldu. Türkiye tarafından çıkarken 3 ayrı kapıdan kontrolle geçiyorsunuz. Yunanistan tarafından ise tek bir kapı var. Kontrol edilen belgeler; Pasaportlar, araç ruhsatı ve yeşil sigorta. Biraz da sıra olduğu için geçişimiz 1,5 saati buldu.

1-NxHAnkJJS5o_kTT2cufM1w
Yunanistan’a geçtiğimizde hedefimiz Kavala üzerinden Selanik’ti. Kavala’da 1–2 saat dolaşıp Selanik’e geçtik. Buraya kadar oldukça yorucu ve uzun bir yol olduğu için şehri dolaşmayı ertesi güne bıraktık. Şehir yaz dönemi olmasına rağmen sakindi. Kavala ve Selanik için otopark sorunu olmadığını belirteyim. Arabayı park edecek yer bulma konusunda bir sorun yaşamadık. Her iki şehirde de bir park ücreti ödemedik. Bu arada çoğu yerde Türkçe yazılar var, çalışanlar genellikle iyi derecede Türkçe konuşuyorlar ve ödemeyi euro olarak yapıyorsunuz.

Bu arada Türkiye sınırından Selanik’e gelene kadar 4 ayrı gişede toplam 8.4€ otoban ücreti ödedik. Gişelerde de ödemeyi euro olarak yapıyorsunuz.

1-_oZzb--75KVrTukRuF_RQQ
Şehri gezdikten sonra Ohri ve Strugaya doğru yola çıktık. Öneri üzerine Edessa üzerinden gittik. Bu yol hem daha keyifli hem de otoban masrafı yok. En güzel tarafı da Edessa gibi güzel bir şehri görme şansınız oluyor. Ohri yolu Edessa’nın hemen yanından uzanıyor. Sakın geçip gitmeyin. Yaklaşık 7 dk. lık bir yol ile Edessa’nın serin ve güzel şelalesine ulaşıyorsunuz.

1-Dihd341Q3bencsc1RTYgUA

Tüm ülkelerde hız sınırlamalarına çok dikkat edin. Sygic Navigasyon yazılımı bu konuda çok iyi, hız sınırınız aştığınız anda uyarı veriyor. Cezalar gerçekten fantastik olabiliyor.

Yola devam ettiğinizde Makedonya’ya geçip Manastır üzerinden Ohri’ye ulaşıyorsunuz. Biz Manastırı hava kararmaya başladığı için gezemedik ve konaklayacağımız kampinge doğru devam ettik. Sınır geçişi de çok hızlı oldu. Bu bölge gerçekten çok sakin hatta ıssız denebilir.

2. ve 3. Gün

Struga’da Rino Kamping’de konakladık. Burada 2 gece kalıp Ohri gölü çevresi ve milli parkları gezdik. Rino Kamping oldukça iyi bir işletme. Sahipleri çok nazik, yardımsever. Tesis temiz ve düzenli. Gider gitmez bize kahve ve rakı ikram ettiler. Sonrasında da her sabah kahvemiz geldi.

1-n6vgpnnf68l57NNS4coeJQ

Araç, çadır ve iki kişi konaklama gecelik 10€ gibi uygun fiyatlı. Çadırınıza elektrik veriyorlar, buzdolabı ise ortak kullanılıyor.

1-Z-vK6-DWFzpHZZyHOUeOyQ

Ancak bu bölgede Ohri şehrine yakın bir yerde konaklamanızı öneririm, çünkü asıl gezilecek yer burası. Bizim konakladığımız yer olan Struga, Ohri’ye yarım saat uzaklıkta, akşam bir çıkıp dolaşayım derseniz bir saatiniz yolda geçiyor.

1-E6lu2mtWw3AQCNzvyuEKhA
4. Gün

1-ai2HzU_tkf3pZwrO5YBkwgİkinci günün sabahı Arnavutluk’ta bulunan İşkodra gölüne doğru yola çıktık. Arnavutluk konusunda bizi biraz korkuttular. “Gece geçmeyin”, hatta “Oradan hiç geçmeyin” diyenler bile oldu. Ama ne sınırda ne de ülke içinde bir sıkıntı yaşamadık. Sadece şoförleri bizim şoförlerimizi aratmıyor diyebilirim. Çok fazla hatalı sollama yapıyorlar. Dikkatli sürün.

İşkodra’ya Arnavutluk’un başkenti Tiran üzerinden gittik. Tirana giderken yol ikiye ayrılıyor, biri otoban diğeri dağ yolu. Otobanı tercih edin, çok rahat bir yol ve otoyol ücreti yok. Tiran’a vardığımızda şehir içine arabamızı park edip çok kısa süre ile şehri dolaştık. Burada görecek çok fazla şey olmadığını söyleyebilirim.

1-9Ebg0Agh6HM7NbX8JXp-6Q

İşkodra gölü kenarında bulunan kamping olan Lake Shkodra Resort’a akşam üstü ulaştık. Burası gördüğüm en düzenli ve en temiz kamplardan birisi diyebilirim. Kamp yerleri numaralandırılmış, duş ve tuvaletler her zaman temiz, her bölümde su ve elektrik mevcuttu. Kampla ilgili ihtiyacınız olan bilgileri broşür halinde veriyorlar. Güzel de bir sahili ve iskelesi var. Zaman kısıtlamamızdan dolayı burada sadece bir gece kaldık. Gecelik ücret 17€ verdik.

1-29kJoufhBHlTA1a-iiJAZQ

5. ve 6. Gün

İşkodra’dan sabah 10:00 gibi (Bu arada Makedonya’dan sonra 1 saatlik fark ortaya çıkıyor. Yani Türkiye’de saat 10 iken orada 9 oluyor) yola çıktık ve Karadağ’a geçtik. Karadağ’da Bar, Budva ve Kotor’u rekor sürede gezdik.

1-Mf-_al33qgpizJ5C_JhGDQ
Öncelikle buraların biraz pahalı ve kalabalık olduğunu söyleyeyim. Zaman zaman konvoylar oluşabiliyor, yollar genelde bölünmemiş. Bu yüzden dikkatli sürün.

1-cOO-DO7Zd8Ic_fkd6WirjQ
1-vZMXz1h7zYjtY_EbO9zYHwKotor’dan sonra konaklayacağımız kamping olan, Dubrovnik yakınlarındaki Kupari Kamping’e doğru devam ettik. Buraya gelirken arada Kotor körfezi var. Bu körfezi geçmek için iki yol bulunuyor, biri feribotla geçiliyor, ki biz bunu kullandık.

Geçiş ücreti 4.5€, yaklaşık 10 dk sürüyor ve seferler sürekli yapılıyor, bekleme yapmıyorsunuz. Diğer yol ise körfez çevresini dolaşmak. Bu yolu bilemiyorum ama feribot oldukça zaman kazandırıyor.

Karadağ’da konaklamadan (Gezdiğimiz ancak konaklamadığımız tek ülke Karadağ oldu) Hırvatistan’a geçtik. Dubrovnik yakınlarındaki Kupari’ye geldik. İsmini bulunduğu şehirden alan Kupari Kamping çok geniş ve yüksek ağaçlarla kaplı bir alan. Geniş olduğu için biraz kontrol zayıf. Temizlik açısından biraz sorunlu ve ortalıkta personel göremiyorsunuz. Tek görevli resepsiyonda bekliyor. Ancak konakladığım en yeşil ve serin kamping olduğunu söyleyebilirim.

1-NOgtiyljiRidWbzbS1RakQ

Yaklaşık 15 dk yürüme mesafesinde plajı var. Oldukça ilginç bir plaj, çevresinde terk edilmiş büyük otel ve binalar var. Denize girmeseniz bile burayı mutlaka görün bence. Bu kampinge ise gecelik 24€ verdik. Elektrik ve ortak buzdolabı dahil.

kupari
1-ZlsDL3aQE-hnPabzEt9v3gBu arada Hırvatistan her şeyiyle çok pahalı. Mümkün oldukça buradan hiçbir şey almamaya çalışın. Örnek vermek gerekirse denize girmek için şezlong kiralayayım derseniz, şezlongun denize mesafesine göre 20–50€ arası bir ücret ödemeniz gerekiyor. Türkiye’de olduğu gibi plajların küçük bir bölümüne ücretsiz girebileceğiniz alanlar ayrılmış Buralara insanlar şemsiye ve havluları ile gelip denize girebiliyorlar. Marketten 1 litre su almak isterseniz 2–3€ ödemeniz gerekiyor.

Başımıza gelen asıl talihsizlik ise park konusunda oldu. Dubrovnik’te “Old City” çok yoğun bir bölge. Burada park yerine çok dikkat edin. Tabelaları dikkatlice okuyun. Old City gezisi için yol kenarında bir park yerine aracımızı bırakmıştık. İki saatlik gezi sonrası döndüğümüzde 1000 kuna (yaklaşık 140€) lik bir park makbuzu vardı.

1-KyEG59x107epCTo4CjELMw
Sonradan öğrendiğimize göre farklı park alanları var ve biz yerel halka ayrılmış bir bölüme park etmişiz. Siz buraya gelirseniz surların girişindeki “Public Park” kısmına aracınızı “makul” ücretlerle koyabilirsiniz.

Tüm ülkelerde park ettiğiniz yere dikkat edin, tabelaları dikkatlice okuyun.

Bu fahiş park ücretine bütçem olmadığı için ödemedim. Sınırda da bununla ilgili bir sorun yaşamadım. Bu konuda farklı örnekler var; Bir kısım insan benzer durumlar yaşadığını ve ödemediğini, bir sorun çıkmadığını, bazıları ise sonradan Türkiye’deki adreslerine bu cezaların geldiğini söylüyorlar. Bizim durumumuzla ilgili gelişme olursa burada güncelleyeceğim.

7. Gün

Sabah yine yola çıktık. Hedefimiz Trebinje ve Mostar üzerinden Saraybosna… Kaldığımız kamptan Bosna Hersek sınırı çok yakın ama yoğun bir sınır geçişi vardı. Yaklaşık 1 saati buldu geçmemiz. Hırvatistan güzel sahilleriyle Avrupa’dan çok sayıda turist çekiyor. Yoğun yaz dönemlerinde sınırı erken saatlerde geçmeye çalışın. Öğle ve sonrasına kalırsanız daha da yoğunluk oluşabilir.

1-D2ldOE5LvTvoBNiIcGlhiA
Yolda Trebinje ve Mostarı gezdikten sonra (Trebinje’yi de atlamayın, bir saat ayırmanız yeterli buraya) yol üzerinde polis bizi durdurdu. Farlarımızın tamamen açık olması gerekiyormuş. Ben Türkiye’de alışkın olduğum üzere park lambaları açık sürüyordum. Polis memurları tek kelime İngilizce bilmiyorlardı. Ancak beden dilleriyle o kadar güzel anlattılar ki hemencecik anladım.

1-q4sQlitGW9rND2QjPDk1pwAnlatmaya çalıştıkları şuydu; “Şimdi sizin cezanız 15 euro. Bunu kesersem pasaportunuza el koyacağım ve siz en yakın post ofise (nerede olduğu belli olmayan) gidip cezayı ödeyip gelecek ve pasaportunuzu alacaksınız. İkinci seçeneğiniz ise bana 15 euroyu verin yolunuza devam edin.” Tabi hiç tanımadığım bir ülkede risk almayıp 15 euroyu polise verip yoluma devam ettim. Sonradan öğrendiğime göre bu şekilde ceza makbuzu ile yarım gün uğraşanlar varmış. Çok etik olmayan bir öneri ama böyle bir durumda rüşvet verip kurtulmak en kolay çözüm gibi duruyor.

Tüm Balkan seyahati boyunca, şehir içi ve dışı, farlarınız gece gündüz her zaman açık olsun. Malum sebeplerden dolayı da yanınızda 5’er, 10’ar euroluk bozukluklarınız her zaman bulunsun.

Mostar’dan sonra Saraybosna’ya giderken otoban ayrımı var, biz otobana girmedik ve çok memnun olduk bu seçimimize. Biraz virajlı ama ormanların içinden geçen harika bir yoldu. Bu yolu tavsiye ederim size de.

1-VjJCY0Uni4drk5-cAParGw
Belgrad’a geçmeden dinlenmemiz gerekiyordu. Bu nedenle Saraybosna’da kiraladığımız evde (Gecelik 25€) konakladık. Sağdaki fotoğraf evimizin, zaman bulamadığımız için hiç oturamadığımız, balkonu…

1-CeWwtHqRz5ScSNCwfkJOTQSaraybosna’da hemen her yerde Türkçe konuşan birileri var. Alışverişte hiçbir sorun yaşamadan derdinizi anlatabilirsiniz. Yine euro her yerde geçiyor.

Saraybosnanın meşhur caddesini akşam gezip, sabah da böreklerini (hiç beğenmedim) yedikten sonra Belgrad’a yola çıktık. Sanırım gezinin en keyifli yolu Mostar’dan sonra başlayan Saraybosna ve Belgrad arasıydı. Özellikle Saraybosna’dan sonra Drina nehri kenarından uzunca bir süre gidiyorsunuz. Yavaş yavaş sürün ve bu harika yolun keyfini çıkarın.

8. ve 9. Gün
1-No3KlYm6mzqv48XSwVMMPABelgrad’a akşam saatlerinde ulaştık, sınır geçişinde yine bir sorun yaşamadık. Burada euro pek geçmiyor. Bu nedenle bir miktar paranızı dinar’a dönüştürmekte yarar var.

Bir markette aldığımız bir sürü şeyi euro geçmediği (kredi kartında da sebebini bilmediğimiz bir sorun yaşadık) kasada bırakmak zorunda kaldık. Biraz utanç vericiydi gerçekten.

Ayrıca bir hatırlatma daha, yurt dışında kredi kartı kullanırken temassız işlem yapılmaması öneriliyor, kredi kartı geçici olarak bloke oluyor ve bankayı arayarak tekrar kullanıma açtırmak gerektiğini duyduk. Ama bu konuda emin değilim, yurt dışına çıkmadan önce bankanızla görüşmenizi öneririm.

1-2fZCQPMHjoHcWF6CqYWu4ABelgrad’da şehir merkezinde (geceliği 24€) kiraladığımız dairede kaldık. Bu nedenle şehri gezmemiz çok rahat oldu. Hafta sonu şehir merkezinde park yeri hiç problem olmadı. Sokak aralarında bol miktarda park yeri var ve hiçbir ücret kesilmedi. Ancak ayrılacağımız sabah pazartesi günüydü ve park yerleri dolmuştu. Evi kiraladığımız genç, park yerlerinin ücretlendirilmediğini, fiş kesilse bile ödememiz gerekmediğini, kimsenin de bu ücretleri ödemediğini söyledi. Onun yalancısıyız.

Belgrad oldukça güzel bir şehir ve gezecek çok yer var. Biz akşam saatlerinde geldiğimiz için ertesi gün ile beraber bir buçuk günümüz kaldı. Bence buraya en az 3 gece ayırmak lazım.

1-FslWjZ41i145-UNRMVtmKA

10. Gün

Sabah Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye yola çıktık. Yol uzun olacağı için son konaklamamızı Bulgaristan’ın Plovdiv şehrinde yaptık. Buraya gelmeden önce Bulgaristan’ın başkenti Sofya’dan da geçiliyor.

1-YG7xYVad_JRVyPlkB27c5w

1-FVHLRU320pYCozZAlQ2T-gUnutmadan, Bulgaristan’a girişte otoyol ücreti olarak 8€ verip Vignet denilen çıkarmadan alıp aracınızın camına yapıştırmanız gerekiyor. Merak etmeyin sonradan iz bırakmadan çıkıyor. Polis bunu kontrol ediyormuş ama bize denk gelmedi. Vignet ise sınırı hemen geçtikten sonra kurulmuş olan gişelerde ve benzinliklerde rahatça bulunuyor.

Ertesi gün Kapıkule üzerinden Türkiye’ye giriş yaptık. Sınırda yine zorluk yaşadığımız yer Türkiye oldu. Daha önce hiçbir ülkede yapılmayan bir bagaj kontrolü yapıldı. Yukarıda yazdığım üzere şeffaf kutular işimizi biraz kolaylaştırdı. Görevli arkadaş da zorluk çıkarma niyetinde birisi değildi zaten.

 

Rakamlarla Gezimiz

Süre: 10 gün

Geçilen ülke: 8 ülke

Gezilen şehir: 14 şehir

Toplam yol: 3400 kilometre

Harcanan bezin: 190 litre

Ortalama yakıt tüketimi: 5.6 lt / 100 km

Masraflar

Yakıt: 1.250 tl

Konaklama: 1.200 tl

Otoban geçişleri: 100 tl

Harç ve sigorta: 280 tl

Market harcamaları (Yurt dışı): 250 tl

Market Harcamaları (Yurt içi — hazırlık): 120 tl

Müze / Ören yeri giriş ücretleri: 200 tl

Diğer masraflar: 100 tl

Toplam harcama: 3.500 tl (Gezi süresince euro kuru: 5,7 tl)

Toparlamak gerekirse 10 günlük gezi sadece tadımlık oldu. Gerçekten çok yorucu olduğunu da belirteyim. Dinlenecek zamanınız neredeyse hiç olmadı, sürekli hareket halindeydik. 10 günde 8 ülke dolaşmak çok akıllıca değil aslında. Biraz sindirerek gezmek isterseniz tavsiyem bu rotaya en az 20 gün ayırmanız.

Sormak istedikleriniz ve önerileriniz için yorum bölümünü kullanabilirsiniz.

İyi gezmeler…

Yedigöller Kamp Rehberi

Dört yıl sonra tekrar Yedigöller’e kamp için gittik. İlk gittiğim dönemde çevredeki konaklama alternatifleri bulunan bir yazı hazırlamıştım, bu yazıyı okumak isterseniz burayı tıklayın. Şimdi ise parkta çadırla konaklama konusunda kısa bir rehber hazırladım, buyurun okumaya;

Ne zaman gitmeli?

Yedigöller Milli Parkına gitmek için en güzel zaman sonbahar. Özellikle Ekim ayının sonu ve Kasım ayının başları en güzel dönemleri. Biz biraz erken (Ekim ortası) gittiğimiz için orman daha yeni yeni kızıla dönmeye başlamıştı.

yedigoller_mtr

Yol nasıl?

Yedigöller’e iki ayrı yoldan ulaşılıyor. Bursa – İstanbul yönünden geliyorsanız otoban üzerinden gelirken Bolu-Batı çıkışından çıkıp şehir içine doğru girdiğinizde (Bu önemli, google yanıltıyor) hemen soldan Yedigöller yoluna sapıyorsunuz. Bu yol yeni yapıldı, tamamı asfalt ve düzgün. Her tür araçla çok rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz. Haritada bu yolu görmek için tıklayın.

yedigoller_00

Diğer yol ise Ankara tarafından gelenler için uygun olabilir. Mengen üzerinden gidip Kıyaslar köyü üzerinden Yedigöllere geçiyorsunuz. Bu yol biraz daha konforsuz ama yine de ulaşım için sorun oluşturmuyor. Ayrıca aşağıda yazdığım konaklama seçeneklerinden Hindiba Pansiyon ve Yedigöller Aile Pansiyonu bu rota üzerinde bulunuyor. İsterseniz yine de Bolu merkez üzerinden de gelebilirsiniz, yolda ciddi bir uzama olmuyor.

Çadır nereye kurulur?

Bölgenin istediğiniz yerine çadır kuramıyorsunuz. Bunun için iki bölüm ayırmışlar, girişteki Nazlı Göl ve aşağıdaki Büyük Göl kenarına çadır kurabiliyorsunuz. Gölün hemen yakınına kadar aracınızla girebilirsiniz. Çadırınız ve aracınız arası çok yakın oluyor. Görevliler yer konusunda çok sınırlama getirmiyorlar, bu iki göl çevresinde dilediğiniz yere çadır kurabilirsiniz.

yedigoller_02

Su ve tuvalet var mı?

Yeterli sayıda tuvalet bulunuyor. Tuvaletin temizliği idare eder düzeyde, gün sonunda doğru tabi biraz sıkıntılı olabiliyor ama ciddi bir sorun yaşamadık. Çevrede temiz içme suyu çeşmeleri buluyor. Bu nedenle su sıkıntısı yok.

yedigoller_01

Yemek işini ne yapalım?

Bölgede bir büfe ve bir tane de restoran bulunuyor. Hazır yiyecek konusunda bir sorun yaşanmıyor. En azından eylül ve ekim ayları için böyle. Kış bastırınca durum ne olur bilmiyorum. Biz büfe ve restoranı kullanmadık. Mangal ve tüp ile yiyeceklerimizi hazırladık. Ancak bölgede ateş/mangal konusunda kısıtlama var. Akşam sekizden sabah sekize kadar ateş ve mangal yapmak serbest. Gün içinde ise izin verilmiyor. İyi de olmuş bu uygulama. Eğer bölgeye ulaşmanız gündüz saatleri olacak ise yanınızda hazır yiyecek bulundurmanız iyi olur, aksi halde restoranı kullanacaksınız.

Ateş yakmak içinde çevrede bulunan varilleri kullanmanız gerekiyor, açık ateş yakamıyorsunuz. Yakacak için ise ormandan dal parçaları toplanmasına müsaade ediyorlar. Biraz yorucu oluyor ama yakacak sorunu yaşanmıyor.

Ortam nasıl?

Biliyorsunuz eylül ve ekim ayları buranın popüler sezonu. Özellikle de bu dönemin hafta sonları gün içinde çok yoğun bir ziyaretçi akışı oluyor. Akşam olsun kafa dinleyelim umudumuz da boşa çıkmıştı hatta. Gece bile çok ciddi şekilde gürültü oluyor. Yüksek sesle konuşanlar, müzik dinleyenler gecenin geç saatlerine kadar eksik olmuyor. Sakinliği seviyorsanız hafta içi gitmenizi öneririm.

yedigoller_03

Ücretler nasıl?

Araç başı parka giriş 10tl, çadır başına konaklama 25tl, otopark ve tuvalet ücreti vermiyorsunuz.

Sadağı Kanyonu Tabiat Parkı – Bursa

Sadağı Kanyonu Tabiat Parkı, Bursa’nın merkezine yaklaşık 70 km mesafede bulunuyor. Kanyon, Orhaneli ilçesine bağlı Sadağı köyünün hemen yanı başında. Ulaşımı oldukça hızlı ve sorunsuz. Kanyonun hemen girişine kadar aracınızla asfalt yoldan geliyorsunuz.

sadagi_kanyonu_001

Bursa’nın bu bölgesi, Uludağ çevresi ve eteklerinde bulunduğu için, şehrin en yeşil ve güzel köylerini barındırıyor. Merkeze bu kadar yakın ve bu kadar güzel parkurların bulunması çok güzel.

sadagi_kanyonu_002

Kanyon yürüyüşü çok keyifli. Sık ağaçlar ve buz gibi akan suyu ile yazın bile çok güzel bir kanyon yürüyüşü yapabilirsiniz.

sadagi_kanyonu_003

 

sadagi_kanyonu_004

 

sadagi_kanyonu_005

 

sadagi_kanyonu_006

Yol boyu ufak engeller çıksa bile çok zorlu bir parkur değil. Yer yer ayakkabınızı çıkarıp suya girmeyi göze alırsanız çocuğunuzla bile yürüyüşü gerçekleştirebilirsiniz.

sadagi_kanyonu_007

 

sadagi_kanyonu_008

Önerim, mutlaka boğazlı bir yürüyüş ayakkabısı giymeniz, mümkünse yanınıza baton almanız ve ufak tefek yardımlarla daha kolay olabileceği için 3-4 kişilik gruplarla gitmeniz. Böylelikle parkuru daha keyifli tamamlayabilirsiniz.

sadagi_kanyonu_010

 

sadagi_kanyonu_011

 

Zamanı Geçmiş Bir Nikon V1 Değerlendirmesi

nikon_v1Yaklaşık iki yıl önce DSLR makinalardan aynasızlara (küçük ve hafif olması gibi malum sebeplerden) geçiş yaptım. Bu süre içerisinde çok fazla gövde ve lens deneme fırsatı buldum. Kullandığım bazı makineler ilgili de yorumlarımı ve çekim örneklerini blogda paylaşmıştım. Geçen ay ise fiyatının çok ciddi oranda düşmesini fırsat bilerek bir tane Nikon V1 aldım. Nikon’un genelde pahalı olmasına alışkınız ama ilk çıktığında saçma denebilecek yüksek bir fiyatı vardı. Eğer aldıysanız umarım ilk alanlardan değilsinizdir. Neyse,  burada ise çok detaylı bir inceleme yapmayıp, hızlıca sevdiğim ve eksik bulduğum yönlerinden bahsedeceğim.

Makine, her yerde bahsedildiği üzere, gerçekten çok hızlı. Hız bildiğiniz üzere birkaç duruma bağlı. Birincisi deklanşör gecikmesi, ki bu aynasızların ciddi bir sorunu. Nikon V1, 97 ms deklanşör gecikmesiyle harika bir iş çıkarmış. Piyasadaki aynasızların tümünden, DSLR lerinden çoğundan (en azından bu yazı yazılırken) daha kısa deklanşör gecikmesine sahip.

nikon_v1_af_pointsİkinci değişken ise AF hızı. Nikon burada hibrid AF sistemi kullanarak gerçekten çok başarılı bir sistem eklemiş gövdeye. Tam olarak 135 tane AF noktası sensörün her yerinde ve hareketli nesnelerde de çok başarılı. Lensler de sisteme uyum sağlayacak kalitedeler. Bir diğer özellik ise çekilen fotoğrafı işleme ve yazma hızı. Gövdede çift EXPEED 3 görüntü İşlemcisi kullanmış. Hızlı bir hafıza kartı da kullanırsanız harika sonuç veriyor. Bu açıdan profesyonel DSLR’ler ile yarışan bir hıza sahip. Tüm bu yetenekler V1’in küçük gövdesinde buluşmuşlar. Eğer çekimlerde hıza ihtiyacınız varsa bu makine boyundan büyük işler çıkarıyor. Özellikle bu ebatlar nedeniyle de sokak fotoğrafçılığı için bulunmaz hint kumaşı.

Diğer bir avantajı (bazı açılardan dezavantajı) küçük sensöre sahip olması. Biliyorsunuz küçük sensörün netlik derinliği konusunda bazı etkileri var. Bulanık, flu arka planlar yaratmak güçleşiyor. Ancak sokak fotoğrafçılığı açısından büyük avantaj, bu sayede çektiğiniz fotoğrafta konunun bir çok yerinde netlik sorunu yaşama olasılığınız düşüyor. Tabi küçük sensörün en önemli olumsuz etkisi de yüksek isolarda gren sorunu.

DSC_0573
ISO-125, 1/100, f5.6

Makinenin renk, doygunluk, keskinlik gibi özelliklerine gelirsek, eğer ışık yeterli ise makine muhteşem sonuçlar veriyor. Şimdiye kadar kullandığım hiçbir aynasız makinede bu kadar güzel ve doygun renklere rastlamadım. Fotoğraftaki detaylar ve keskinlik de gerçekten harika. Burada güzel bir şey daha var, Nikon V1 ilginç şekilde film tadında fotoğraflar veriyor. Makine ile çektiğiniz fotoğraflara bakmak gerçekten keyifli. Düşük ışıkta ve 800 isonun üzerine çıktığınızda grenler hemen görülmeye başlanıyor. Ama dediğim gibi grenler bu film tadı nedeniyle çok rahatsız edici değil. Sensör 10 MP lik fotoğraflar üretiyor ki bu beni çok rahatlattı, devasa dosyalarla uğraşmak zorunda kalmıyorum. 20 MP lik fotoğraflara kaç kişinin ihtiyacı olur bilemiyorum. Ancak reklamcılık, stok fotoğrafçılığı gibi alanlarda kullanılabilir. Eminim fotoğrafçıların %90’ı için 10 MP rahatlıkla yeter.

DSC_0599

Gövde üzerinde gelen 10-30mm (35mm eşdeğeri olarak 27-80mm gibi bir değere denk geliyor) kit lens açıldığında çok büyüyor, gövdenin küçüklüğünü anlamsız hale getiriyor. Ben sabit odaklı lenslerle çekmeyi sevdiğim için 10mm lensi kullanıyorum. Çok küçük ve hafif, rahatlıkla her yere götürebiliyorum.

DSC_0646

Makinenin vizörü çok güzel. Parlak ve çözünürlüğü yeterli, izlemede bir gecikme görülmüyor. Bazı makinelerde görüntü birazcık gecikmeyle yansıyor vizöre. Burada can sıkıcı bir durum var, vizörün yanına bir sensör yerleştirmişler, gözünüzü vizöre yaklaştırdığınızda aktif hale geçiyor ama bu yaklaşık 1 saniye gecikme ile oluyor.

Bu da hız açısından (benim makineyi tercih etmem sebebim zaten hızdı) kayıp yaratıyor. Sevgili Nikon bunun için menüler üzerinden bir ayar eklememiş. Ben şimdilik sensörün üzerini küçük bir bantla kapattım, böylece vizör, makinenin bekleme süresi içerisinde (ki bunun süresini ayarlayabiliyorsunuz) sürekli aktif kalıyor. Umarım çıkacak bir güncelleme ile sensörü menü üzerinden pasif hale getirebiliriz.

DSC_0718

Makinenin malzeme kalitesi harika. Elinize aldığınızda bunu hemen hissettiriyor. Lensler de aynı şekilde. Batarya ise ilginçtir D7000’in kullandığı batarya ile aynı, bu nedenle oldukça (diğer aynasızlarla karşılaştırıldığında) yüksek çekim sayısına sahip. Ben yedek bataryaya ihtiyaç duymadım. Sürekli olarak vizörü kullandığım için sanırım daha da fazla çekim yapabileceğim.

Kısaca artı ve eksilerini yazmak gerekirse:

Artıları
– Yüksek hız (her açıdan)
– Çok kaliteli malzeme, hem gövde hem lensler
– Küçük boyut
– Yüksek fotoğraf kalitesi
– Elektronik Perde (bence en önemli özelliği)
– Uzun pil ömrü
– Başarılı elektronik vizör
– Adaptör aracılığıyla tüm Nikon lensleri kullanabilme

Eksileri
– Düşük özelleştirilebilirlik
– Boyutuna göre ağır olması, D7000 ile aynı bataryayı kullanıyor, düşünün artık.
– Görece küçük sensör nedeniyle gren sorunu.

Eklemek veya sormak istediğiniz bir konu olursa yorum bölümünü kullanabilirsiniz.

Renk Teorisi ve Fotoğraf

renk_teorisiAslında renk teorisi oldukça uzun ve detaylı bir konu. Çoğumuzun temelleri konusunda teknik bilgisi olmasa da resim, grafik, giyim ve moda gibi konular sebebiyle farkında olmadan renk teorisine aşinayız. Ben çok kısaca bir giriş yapıp örneklerle devam edeceğim.

Renkler konusunda en çok kafa yormuş ve bazı temellerini açıklamış kişi fizik derslerinden çok aşina olduğumuz birisi olan Sir Isaac Newton’dur. Newton, karanlık odada küçük bir delikten gelen güneş ışığını bir prizmadan geçirerek bir renk tayfı oluşturmuş, gökkuşaklarının nasıl oluştuğunu açıklamış ve ayrıca ışığın hareket ettiğini, sonlu bir hızı olduğunu da söylemiştir.

Daha sonra, siyasetten sanata bir çok alana bulaşmış bir insan olan, Goethe de renkler konusunda (Newton’a bazı yönlerden alternatif) kendi kuramını ileri sürmüştür.

Günümüzde renkler konusunda bir standart sağlamak amacıyla çeşitli renk temaları kullanılmaktadır. Örneğin fotoğraf makinelerimiz, bilgisayarlarımız gibi araçlarda kullanılan RGB (Red, Green, Blue) renk teması, matbaacılık sistemlerinde kullanılan CMYK (Cyan, Magenta, Yellow, Key) renk teması ve son olarak, benim aşağıda anlattığım renk teorisinin temelini oluşturan RYB (Red, Yellow, Blue) renk teması.

renk_tekeri_uyumRYB, resim sanatında kullanılmış bir tema olup, fotoğrafın da resim gibi görsel bir sanat olmasından dolayı bu açıdan değerlendirdim ve bu tema üzerinde konuştum. Soldaki renk tekeri “RYB Renk Tekeri”dir. Diğerlerinden farkı nedir derseniz RYB renk tekerinde kırmızının karşısındaki renk (zıt renk veya tamamlayıcı rengi) yeşilken, RGB renk temasında kırmızının karşısında mavi renk yer almaktadır.

Tekrar renklere dönersek, RYB renk temasında kırmızı, sarı ve mavi olmak üzere üç ana renk var ve bu renklerin belirli oranlarda karıştırılması ile diğer tüm renkler elde edilebiliyor. Çalışması kolay olması açısında renklerin sayısını çok fazla arttırmadan renkleri birincil, ikincil ve üçüncül olarak kategorize edelim. Aşağıdaki grafikte bunları görebilirsiniz.

renk_tekeri

Dikkat ederseniz yanyana iki rengin karışımından üçüncü renk elde edilmiş, son grafikte de yine yanyana iki renk karışımı ile de ara tonlar elde edilmiştir. Evet buraya kadar renklere hızlı giriş yaptık.

Renklerin kullanımında iki ayrı kavramdan bahsedeceğim. Bunlar; renk uyumları (color harmonies) ve sıcak/soğuk renkler (warm and cool colors) kavramlarından oluşuyor. Bu yazıda renk uyumlarından örneklere yer verdim, diğerini de boş vaktim ve motivasyonumun üst üste geldiği bir zamanda (gelecekten not: bu hiç olmadı) toparlayacağım.

RENK UYUMLARI

Renklerin uyumları, aslında renklerin renk tekeri üzerindeki zıtlığına veya yakınlığına dayanır. Gündelik hayatta farkında olmadan yaptığımız renk seçimlerinde (giyim, mobilya, aksesuar) bu zıtlıklar ve yakınlıklar gözetilir. Daha da geniş bakarsak bir çok logo, afiş, web sitesinde bu düzenlemeleri görebiliriz.

Renk uyumlarının da kendi içinde de farklı çeşitlemeleri vardır. Bunlar çok fazla kombinasyonlar halinde kullanılabilir.

Ancak ben şimdilik; Tek Renk, Zıt Renk ve Yakın Renk Temaları şeklinde özetleyip Renk Teker’i üzerinden göstereceğim. Aşağıda paylaşacağım örneklerin tamamı meşhur fotoğrafçı Steve McCurry’e ait. Kendisi renk işinde o kadar başarılı ki renk teorisi başka fotoğraflarla bu kadar iyi anlatılamazdı eminim.

Tek Renk Teması 

Aşağıda ki fotoğraf gördüğünüz üzere tamamen maviden (ufak tefek lekeler dışında) oluşuyor. Fotoğrafdaki detayların karmaşasına rağmen daha sade, minimalist bir tarafı var.

tek_renk_tema_foto
Steve McCurry

 

Zıt Renk Teması

Renk tekeri üzerinde görüldüğü gibi tam olarak karşı karşıya gelen renkler dikkat çekici ölçüde uyumlu görünüyorlar. Zıt olmakla beraber tamamlayıcılar ve kontrastları da etkileyici.

zit_renk_foto
Steve McCurry

Zıt renk temasına ikinci bir örnek de güzel bir portre. Burada da turuncu ve mavi renklerin zıtlığından (tamamlayıcılığından) yararlanılmış.

Kashir_zit

 

Yakın Renk Temaları

Bu fotoğraftaki renklerin, renk tekeri üzerinde görüldüğü gibi birbirine komşu renklerden oluştuğu görülmekte. Yine tek renk temasındaki gibi sade ve minimalist bir havası var değil mi?

yakin_renk
Steve McCurry

Gelelim “çeken güzel çekmiş de bunlar gerçek hayatta ne işimize yarayacak örtmenim” konusuna. Bence McCurry de fotoğraf çekerken mutlaka “delikanlı az şöyle şu yeşil duvarın önüne geçsene” ya da “abicim arkadan bi çekilir misin bak ablamın fotoğrafını çekiyorum, abla sen de o boynundaki kırmızı fuları az şöyle başına ört” demiştir mutlaka diye düşünüyorum.

Siz de çekerken bunlara dikkat edebilir veya bulduğunuz güzel bir fon önünde pusuya yatarak zıt renkli bişilerin geçmesini bekleyebilirsiniz. Çektiğiniz fotoğrafları seçerken renk uyumlarına dikkat edebilirsiniz. Eklemek istediğiniz veya burası olmamış dediğiniz bir şey olursa yorum bölümünü kullanabilirsiniz.

 

Kaynaklar:

http://stevemccurry.com/

http://www.tigercolor.com/color-lab/color-theory/color-theory-intro.htm

http://www.colormatters.com/color-and-design/basic-color-theory

https://cs.nyu.edu/courses/fall02/V22.0380-001/color_theory.htm

http://www.color-wheel-pro.com/color-theory-basics.html

http://en.wikipedia.org/wiki/Color_theory

01a

Gölyazı – Burası Türkiye’de miymiş?

Öncelikle belirteyim artık iş icabı Bursa’ya taşındık. Bundan sonra Bursa’dan bildirmeye devam edeceğim. Ankara’nın defalarca gittiğimiz 2-3 yerinden sonra Bursa merkezi ve çevresinde gezip görülecek onlarca yer olması oldukça sevindirici. Tabi Ankara’nın sakaryası ve bestekar sokağını özlemedim desem yalan olur. Burada öyle bir arada derli toplu mekanlar pek bulunmuyor. Şehrin farklı köşelerine serpilmiş yerleri tek tek arayıp bulmamız gerekiyor.

Gölyazı
google maps

Neyse, şimdiki fotoğraflar Bursa’nın Gölyazı Köyü’nden. Gölyazı, merkez ilçelerden Nilüfer’e bağlı ve buradan araçla 15-20 dakikada gitmek mümkün. Ayrıca belediye otobüsleri de belirli saatlerde gidip geliyor. Otobüsler, küçük sanayi metro istasyonunu yanındaki garajdan kalkıyor.

Gölyazı

Aslında köyün bir fotoğrafını Bursa’ya gelmeden birkaç hafta önce internette görmüş, Yunanistan’da veya İtalya’da bir köy sanmıştım. Burayı Türkiye’nin geri kalanından nasıl gizlemişler bilemedim. Köy gölün ortasında kalmış bir ada aslında.

02

Göl çevresini dolaşırken adım başı sandal turu tabelaları ve teklifleriyle karşılaşıyorsunuz. Çevredeki işletmeler anladığım kadarıyla köy halkı tarafından işletiliyor. Çok da mekan yok aslında. Birkaç balık lokantası var.

Onlar da gölden çıkan tatlı su balıkları servis ediyorlar. Hiçbirinde alkol yok. Köy meydanında teyzeler gözleme yapıyorlar ancak insanlar yıllarını gözlemeye verip nasıl bu kadar kötü yapabilirler anlamıyorum. Sanırım kendileri yemiyorlar hiç. Aslı ile bir tanesini bitiremedik.

03

Alttaki fotoğrafta balıkçı Cemal usta balık konusunda engin bilgilerini paylaşıyor Aslı ile.

04

 

05

 

06

 

07

 

08

Geldiğinizde rutin tur olarak kıyıdan göl çevresini dolaşıyorsunuz. Ancak tavsiyem ilk turdan sonra göl kenarında bir çay içip dinlendikten sonra ikinci turu köy içindeki sokaklarda yapın. Çok güzel sokaklar var içeride.

09

 

10

 

11

Görüldüğü gibi Gölyazı oldukça sakin ve keyifli bir yer. Ancak ülkemizde her yerde olduğu gibi burası da korunamamış durumda. Köyün genelinde hakim bir mimari olsa da yer yer yeni betonarme evler yapılmaya başlanmış.

Ulus’ta Sokak Fotoğrafı Denemelerine Devam

Bu hafta yine Ulus (Ankara) civarlarındaydım. Aslı şu sıralar yoğun şekilde eğitim, tez vs. etkinliklerle meşgul olduğu için ben hafta sonu için evde yalnızdım. Çıkıp fotoğraf çekmek için bana da iyi bir fırsat oldu aslında.  Yine son birkaç gezimi gerçekleştirdiğim Ulus’un arka sokaklarında dolaştım. Başlangıçta bu havada (yaklaşık -7 dereceydi) dışarı çıkılmaz diye düşünmeme rağmen fotoğraf sevdası üstün geldi. Hava çok soğuk olmasına rağmen benim için keyifli bir gezi oldu. Bu sefer çok yazmadan fotoğraflara geçiyorum. Samsung NX300 ve 20mm f2.8 lensle çektiğimi belirteyim ama.

ulus

 

 

ulus

 

 

ulus

 

 

ulus

 

 

ulus

[ads]

ulus

 

 

ulus

 

 

ulus

 

 

ulus

 

 

ulus

cebeci bit pazarı

Cebeci Bit Pazarında Fotoğraf Çekememece

Son zamanlarda birkaç fotoğraf makinesi değiştirdim. Uzun yıllar kocaman DSLR’leri taşımaktan sıkılmış, çoğu zaman “kim taşıyacak bunu” diyerek evde bırakmış biri olarak son dönem küçük, hafif ve hızlı bir makine arayışındaydım. Marka olarak, göreli olarak uygun fiyatı -hem gövde hem lensler- nedeniyle Samsung’a karar verdim. Gövde olarak NX1000 – NX20 ve lens olarak da 20mm’yi kullandım. Son olarak hem küçüklüğü hem de hızı nedeniyle NX300+20mm ikilisinde karar kıldım. Bu son seçimimi denemek için de hemen Cebeci Bit Pazarının (Ankara) yolunu tuttum. Bit pazarı yolunda arkadaşımız Bilal’e makine seçimimden, çok küçük olduğu için insanları rahatsız etmeden çekebildiğimden falan bahsetmiştim.

cebeci bit pazarı

Ancak bit pazarına gelince durum böyle olmadı. Yaklaşık 25-30 kare fotoğraftan sonra 3 güvenlik görevlisi ve 3 tane esnaf etrafıma toplandı. Fotoğrafları ne için çektiğimi, gazeteci olup olmadığımı sordular ve fotoğraf çekilmesinden hoşlanmadıklarından bahsettiler. Haklarını yememek lazım, oldukça nazik konuştular. Tabi çekmekte ısrar etsem bu şekilde devam eder miydi bilemiyorum. Ancak pazarın profilini düşünerek bazı hassasiyetlerin olabileceğini düşünerek fotoğraf makinemi kaldırdım.

cebeci bit pazarı

[ads]

Sonuç olarak çekebildiğim fotoğraflar bunlar. Işık çok sert olduğu için de fazlaca kontrastlı fotoğraflar oldu. Bunlarla idare edeceksiniz artık.

cebeci bit pazarı

 

cebeci bit pazarı

 

cebeci bit pazarı

 

cebeci bit pazarı

 

cebeci bit pazarı

Merak edenler için söyleyeyim. Cebeci bit pazarı her hafta pazar günleri açılıyor. Eğer antika ve eski kitap merakınız varsa nadiren de olsa güzel şeyleri antika pazarına düşmeden uygun fiyata bulabilirsiniz. Ancak erken saatlerde ve düzenli gelmeniz şart.

cebeci bit pazarı

Adresi merak edenler için haritayı da paylaşayım.