Zamanı Geçmiş Bir Nikon V1 Değerlendirmesi

nikon_v1Yaklaşık iki yıl önce DSLR makinalardan aynasızlara (küçük ve hafif olması gibi malum sebeplerden) geçiş yaptım. Bu süre içerisinde çok fazla gövde ve lens deneme fırsatı buldum. Kullandığım bazı makineler ilgili de yorumlarımı ve çekim örneklerini blogda paylaşmıştım. Geçen ay ise fiyatının çok ciddi oranda düşmesini fırsat bilerek bir tane Nikon V1 aldım. Nikon’un genelde pahalı olmasına alışkınız ama ilk çıktığında saçma denebilecek yüksek bir fiyatı vardı. Eğer aldıysanız umarım ilk alanlardan değilsinizdir. Neyse,  burada ise çok detaylı bir inceleme yapmayıp, hızlıca sevdiğim ve eksik bulduğum yönlerinden bahsedeceğim.

Makine, her yerde bahsedildiği üzere, gerçekten çok hızlı. Hız bildiğiniz üzere birkaç duruma bağlı. Birincisi deklanşör gecikmesi, ki bu aynasızların ciddi bir sorunu. Nikon V1, 97 ms deklanşör gecikmesiyle harika bir iş çıkarmış. Piyasadaki aynasızların tümünden, DSLR lerinden çoğundan (en azından bu yazı yazılırken) daha kısa deklanşör gecikmesine sahip.

nikon_v1_af_pointsİkinci değişken ise AF hızı. Nikon burada hibrid AF sistemi kullanarak gerçekten çok başarılı bir sistem eklemiş gövdeye. Tam olarak 135 tane AF noktası sensörün her yerinde ve hareketli nesnelerde de çok başarılı. Lensler de sisteme uyum sağlayacak kalitedeler. Bir diğer özellik ise çekilen fotoğrafı işleme ve yazma hızı. Gövdede çift EXPEED 3 görüntü İşlemcisi kullanmış. Hızlı bir hafıza kartı da kullanırsanız harika sonuç veriyor. Bu açıdan profesyonel DSLR’ler ile yarışan bir hıza sahip. Tüm bu yetenekler V1’in küçük gövdesinde buluşmuşlar. Eğer çekimlerde hıza ihtiyacınız varsa bu makine boyundan büyük işler çıkarıyor. Özellikle bu ebatlar nedeniyle de sokak fotoğrafçılığı için bulunmaz hint kumaşı.

Diğer bir avantajı (bazı açılardan dezavantajı) küçük sensöre sahip olması. Biliyorsunuz küçük sensörün netlik derinliği konusunda bazı etkileri var. Bulanık, flu arka planlar yaratmak güçleşiyor. Ancak sokak fotoğrafçılığı açısından büyük avantaj, bu sayede çektiğiniz fotoğrafta konunun bir çok yerinde netlik sorunu yaşama olasılığınız düşüyor. Tabi küçük sensörün en önemli olumsuz etkisi de yüksek isolarda gren sorunu.

DSC_0573
ISO-125, 1/100, f5.6

Makinenin renk, doygunluk, keskinlik gibi özelliklerine gelirsek, eğer ışık yeterli ise makine muhteşem sonuçlar veriyor. Şimdiye kadar kullandığım hiçbir aynasız makinede bu kadar güzel ve doygun renklere rastlamadım. Fotoğraftaki detaylar ve keskinlik de gerçekten harika. Burada güzel bir şey daha var, Nikon V1 ilginç şekilde film tadında fotoğraflar veriyor. Makine ile çektiğiniz fotoğraflara bakmak gerçekten keyifli. Düşük ışıkta ve 800 isonun üzerine çıktığınızda grenler hemen görülmeye başlanıyor. Ama dediğim gibi grenler bu film tadı nedeniyle çok rahatsız edici değil. Sensör 10 MP lik fotoğraflar üretiyor ki bu beni çok rahatlattı, devasa dosyalarla uğraşmak zorunda kalmıyorum. 20 MP lik fotoğraflara kaç kişinin ihtiyacı olur bilemiyorum. Ancak reklamcılık, stok fotoğrafçılığı gibi alanlarda kullanılabilir. Eminim fotoğrafçıların %90’ı için 10 MP rahatlıkla yeter.

DSC_0599

Gövde üzerinde gelen 10-30mm (35mm eşdeğeri olarak 27-80mm gibi bir değere denk geliyor) kit lens açıldığında çok büyüyor, gövdenin küçüklüğünü anlamsız hale getiriyor. Ben sabit odaklı lenslerle çekmeyi sevdiğim için 10mm lensi kullanıyorum. Çok küçük ve hafif, rahatlıkla her yere götürebiliyorum.

DSC_0646

Makinenin vizörü çok güzel. Parlak ve çözünürlüğü yeterli, izlemede bir gecikme görülmüyor. Bazı makinelerde görüntü birazcık gecikmeyle yansıyor vizöre. Burada can sıkıcı bir durum var, vizörün yanına bir sensör yerleştirmişler, gözünüzü vizöre yaklaştırdığınızda aktif hale geçiyor ama bu yaklaşık 1 saniye gecikme ile oluyor.

Bu da hız açısından (benim makineyi tercih etmem sebebim zaten hızdı) kayıp yaratıyor. Sevgili Nikon bunun için menüler üzerinden bir ayar eklememiş. Ben şimdilik sensörün üzerini küçük bir bantla kapattım, böylece vizör, makinenin bekleme süresi içerisinde (ki bunun süresini ayarlayabiliyorsunuz) sürekli aktif kalıyor. Umarım çıkacak bir güncelleme ile sensörü menü üzerinden pasif hale getirebiliriz.

DSC_0718

Makinenin malzeme kalitesi harika. Elinize aldığınızda bunu hemen hissettiriyor. Lensler de aynı şekilde. Batarya ise ilginçtir D7000’in kullandığı batarya ile aynı, bu nedenle oldukça (diğer aynasızlarla karşılaştırıldığında) yüksek çekim sayısına sahip. Ben yedek bataryaya ihtiyaç duymadım. Sürekli olarak vizörü kullandığım için sanırım daha da fazla çekim yapabileceğim.

Kısaca artı ve eksilerini yazmak gerekirse:

Artıları
– Yüksek hız (her açıdan)
– Çok kaliteli malzeme, hem gövde hem lensler
– Küçük boyut
– Yüksek fotoğraf kalitesi
– Elektronik Perde (bence en önemli özelliği)
– Uzun pil ömrü
– Başarılı elektronik vizör
– Adaptör aracılığıyla tüm Nikon lensleri kullanabilme

Eksileri
– Düşük özelleştirilebilirlik
– Boyutuna göre ağır olması, D7000 ile aynı bataryayı kullanıyor, düşünün artık.
– Görece küçük sensör nedeniyle gren sorunu.

Eklemek veya sormak istediğiniz bir konu olursa yorum bölümünü kullanabilirsiniz.

Renk Teorisi ve Fotoğraf

renk_teorisiAslında renk teorisi oldukça uzun ve detaylı bir konu. Çoğumuzun temelleri konusunda teknik bilgisi olmasa da resim, grafik, giyim ve moda gibi konular sebebiyle farkında olmadan renk teorisine aşinayız. Ben çok kısaca bir giriş yapıp örneklerle devam edeceğim.

Renkler konusunda en çok kafa yormuş ve bazı temellerini açıklamış kişi fizik derslerinden çok aşina olduğumuz birisi olan Sir Isaac Newton’dur. Newton, karanlık odada küçük bir delikten gelen güneş ışığını bir prizmadan geçirerek bir renk tayfı oluşturmuş, gökkuşaklarının nasıl oluştuğunu açıklamış ve ayrıca ışığın hareket ettiğini, sonlu bir hızı olduğunu da söylemiştir.

Daha sonra, siyasetten sanata bir çok alana bulaşmış bir insan olan, Goethe de renkler konusunda (Newton’a bazı yönlerden alternatif) kendi kuramını ileri sürmüştür.

Günümüzde renkler konusunda bir standart sağlamak amacıyla çeşitli renk temaları kullanılmaktadır. Örneğin fotoğraf makinelerimiz, bilgisayarlarımız gibi araçlarda kullanılan RGB (Red, Green, Blue) renk teması, matbaacılık sistemlerinde kullanılan CMYK (Cyan, Magenta, Yellow, Key) renk teması ve son olarak, benim aşağıda anlattığım renk teorisinin temelini oluşturan RYB (Red, Yellow, Blue) renk teması.

renk_tekeri_uyumRYB, resim sanatında kullanılmış bir tema olup, fotoğrafın da resim gibi görsel bir sanat olmasından dolayı bu açıdan değerlendirdim ve bu tema üzerinde konuştum. Soldaki renk tekeri “RYB Renk Tekeri”dir. Diğerlerinden farkı nedir derseniz RYB renk tekerinde kırmızının karşısındaki renk (zıt renk veya tamamlayıcı rengi) yeşilken, RGB renk temasında kırmızının karşısında mavi renk yer almaktadır.

Tekrar renklere dönersek, RYB renk temasında kırmızı, sarı ve mavi olmak üzere üç ana renk var ve bu renklerin belirli oranlarda karıştırılması ile diğer tüm renkler elde edilebiliyor. Çalışması kolay olması açısında renklerin sayısını çok fazla arttırmadan renkleri birincil, ikincil ve üçüncül olarak kategorize edelim. Aşağıdaki grafikte bunları görebilirsiniz.

renk_tekeri

Dikkat ederseniz yanyana iki rengin karışımından üçüncü renk elde edilmiş, son grafikte de yine yanyana iki renk karışımı ile de ara tonlar elde edilmiştir. Evet buraya kadar renklere hızlı giriş yaptık.

Renklerin kullanımında iki ayrı kavramdan bahsedeceğim. Bunlar; renk uyumları (color harmonies) ve sıcak/soğuk renkler (warm and cool colors) kavramlarından oluşuyor. Bu yazıda renk uyumlarından örneklere yer verdim, diğerini de boş vaktim ve motivasyonumun üst üste geldiği bir zamanda (gelecekten not: bu hiç olmadı) toparlayacağım.

RENK UYUMLARI

Renklerin uyumları, aslında renklerin renk tekeri üzerindeki zıtlığına veya yakınlığına dayanır. Gündelik hayatta farkında olmadan yaptığımız renk seçimlerinde (giyim, mobilya, aksesuar) bu zıtlıklar ve yakınlıklar gözetilir. Daha da geniş bakarsak bir çok logo, afiş, web sitesinde bu düzenlemeleri görebiliriz.

Renk uyumlarının da kendi içinde de farklı çeşitlemeleri vardır. Bunlar çok fazla kombinasyonlar halinde kullanılabilir.

Ancak ben şimdilik; Tek Renk, Zıt Renk ve Yakın Renk Temaları şeklinde özetleyip Renk Teker’i üzerinden göstereceğim. Aşağıda paylaşacağım örneklerin tamamı meşhur fotoğrafçı Steve McCurry’e ait. Kendisi renk işinde o kadar başarılı ki renk teorisi başka fotoğraflarla bu kadar iyi anlatılamazdı eminim.

Tek Renk Teması 

Aşağıda ki fotoğraf gördüğünüz üzere tamamen maviden (ufak tefek lekeler dışında) oluşuyor. Fotoğrafdaki detayların karmaşasına rağmen daha sade, minimalist bir tarafı var.

tek_renk_tema_foto
Steve McCurry

 

Zıt Renk Teması

Renk tekeri üzerinde görüldüğü gibi tam olarak karşı karşıya gelen renkler dikkat çekici ölçüde uyumlu görünüyorlar. Zıt olmakla beraber tamamlayıcılar ve kontrastları da etkileyici.

zit_renk_foto
Steve McCurry

Zıt renk temasına ikinci bir örnek de güzel bir portre. Burada da turuncu ve mavi renklerin zıtlığından (tamamlayıcılığından) yararlanılmış.

Kashir_zit

 

Yakın Renk Temaları

Bu fotoğraftaki renklerin, renk tekeri üzerinde görüldüğü gibi birbirine komşu renklerden oluştuğu görülmekte. Yine tek renk temasındaki gibi sade ve minimalist bir havası var değil mi?

yakin_renk
Steve McCurry

Gelelim “çeken güzel çekmiş de bunlar gerçek hayatta ne işimize yarayacak örtmenim” konusuna. Bence McCurry de fotoğraf çekerken mutlaka “delikanlı az şöyle şu yeşil duvarın önüne geçsene” ya da “abicim arkadan bi çekilir misin bak ablamın fotoğrafını çekiyorum, abla sen de o boynundaki kırmızı fuları az şöyle başına ört” demiştir mutlaka diye düşünüyorum.

Siz de çekerken bunlara dikkat edebilir veya bulduğunuz güzel bir fon önünde pusuya yatarak zıt renkli bişilerin geçmesini bekleyebilirsiniz. Çektiğiniz fotoğrafları seçerken renk uyumlarına dikkat edebilirsiniz. Eklemek istediğiniz veya burası olmamış dediğiniz bir şey olursa yorum bölümünü kullanabilirsiniz.

 

Kaynaklar:

http://stevemccurry.com/

http://www.tigercolor.com/color-lab/color-theory/color-theory-intro.htm

http://www.colormatters.com/color-and-design/basic-color-theory

https://cs.nyu.edu/courses/fall02/V22.0380-001/color_theory.htm

http://www.color-wheel-pro.com/color-theory-basics.html

http://en.wikipedia.org/wiki/Color_theory

direkler_03

Konu Bulamıyorsan Direkleri Çek!

Son bir kaç aydır eski fotoğrafları düzenliyor ve temizliyorum. Bu sayede yüzlerce fotoğrafı silip, hard disklerimde onlarca GB’lık yer açtım. Ancak bazı fotoğrafları silmeye kıyamadığım gibi ne yapacağımı da bilemediğimden yeri geldikçe burada paylaşmaya karar verdim.

direkler_01

Bu fotoğrafları sabahın çok erken saatlerinde bir gezi için yola çıktığımızda çekmiştim. Yolda uyuyamadığım için can sıkıntısından etrafı çekeyim diye düşündüm. Çevrede de direklerden başka bir şey olmayınca doğal olarak bu fotoğraflar ortaya çıktı. Gökyüzü ayrı güzeldi ancak direklerin dizilimi de çok hoşuma gitmişti.

direkler_02

Arkadaşların acelesi olduğu için tamamı arabanın içinden ve hareket halindeyken çekildi. Ek olarak belirteyim, renkler aynen bu şekildeydi, hiç bir oynama yapmadım, jpg leri olduğu gibi küçültüp buraya yükledim.

direkler_03

 

direkler_04

 

direkler_05

 Sabahları uyuyarak ne kadar harika şeyleri kaçırıyoruz değil mi?

 .

ulus gezisi

Ulus’tan Kale’ye Yürüyüş

Gerek öğrenciliğimde gerek son birkaç yıldır Ankara’da yaşamama rağmen buranın meşhur müzelerini hala görmediğimi konuşup dururduk. Sonunda eşimin de isteğiyle hafta sonu atlayıp Ulus’a geldik. Müzelerin çok meraklısı olmadığım için fotoğraflarım da müze fotoğrafından çok müzeye giden yol fotoğraflarından oluştu. Yol boyu çektiğim bu fotoğraflardan bazılarını sizle paylaşayım dedim.

ulus gezisi

Ankarayı az çok tanıyanlar bilir. Ulus, Ankara’nın eski merkezidir. İlk meclis binası, müzeler, tarihi binalarıyla zaten bunu hemen fark edersiniz. Ancak daha çok daha düşük gelirli insanların uğradığı, alış veriş yaptığı, kalabalık ve ilginç bir merkez. Geceleri de, bar-pavyon benzeri yerlerin yoğun olarak toplandığı bir mekan olduğu için, oldukça hareketlidir.

ulus gezisi

Çoğu turist grubu da bu tarihi dokusu ve kalabalığı nedeniyle burada kalıyor. Aslında Ankara’nın tek görülecek yeridir. Başkent olmasının verdiği gazla sonradan gelişen Kızılay, Çankaya, Bahçelievler gibi bölgelerinden daha kimlikli bir yer.

ulus gezisi

Gezimize Ulus Atatürk Heykeli’nden başladık. Burada biraz fotoğraf çektikten sonra tarihi meclisi dolaştık. Meclis binası müze haline getirilmiş ancak tek katını gezebiliyorsunuz ve içinde görmeye değer fazla bir eser bulamadık. Ama gitmişken görmekte yarar var.

ulus gezisi

Bu fotoğraflar ise Ulus’tan Ankara kalesine giden yolda çekildi. Kale yolunda Anadolu Medeniyetleri Müzesi var. Kaleye çıkmadan önce müzeye de uğrayın.

ulus gezisi

 

ulus gezisi

Aşağıdaki fotoğraf ise Kale’ye çıkan yokuştan çekildi. Burada göreceğiniz üzere Ankara’nın bu bölgesi son zamanlarda hızlı bir düzenleme çalışmalarına alındı.

ulus gezisi

Bir anlamda iyi bir şey gibi görünüyor ama yapılan düzenleme doğallıktan uzak ve restorasyon olmayıp yeniden yapılan binalardan oluşuyor. Sonuç olarak tarihi bir doku yerine maket şehir görünümü veriyor.

[ads]

ulus gezisi

 

ulus gezisi

 

ulus gezisi

Yukarıdaki arkadaşlar da çocukken tahtaya çiviler çakarak ve bozuk para ile oynadığımız futbol oyununu oynuyorlardı. Uzun yıllardır görmemiştim oynayan.

ulus gezisi

Bu fotoğraftaki kişi ise Kale içerisinde kabakları oyarak ve çeşitli boncuklar işleyerek harika lambalar yapan Yücel bey. kendisi çok ilgili ve sıcak kanlı birisi. Çok güzel işler yapmasına rağmen biraz reklama ihtiyacı var. Bu nedenle sıradaki yazımda buranın reklamını yaptım. Okumak için burayı tıklayın.

ulus gezisi

 

[box]Fotoğraflar: Samsung NX1000 + 20mm f2.8[/box]

Sergey Mikhaylovich Prokudin-Gorskii ile Artvin’de Karşılaşma

Sergei Mikhailovich Prokudin-Gorskii ismini geçmiş yıllarda duymuş ve çalışmalarını görmüş olsam da bu konuda bir şeyler yazma fikrinin gelişmesi bir rastlantı ile oldu. İlkokul dönemi çocukluğumun üç yılı Artvin’de geçmişti ve yaklaşık 20 yıl kadar sonra bir dizi tesadüf sonrası tekrar buraya gelmiştim.

gorskii_artvin01

Hemen sonraki haftalarda da kardeşim bana, 1910 yılında Gorskii tarafından çekilmiş, yukarıdaki Artvin fotoğrafını göstermişti. Fotoğrafa baktığımda ben de tamamen tesadüf eseri, 100 sene önce Gorskii’nin bulunduğu yerden, benzer bir Artvin manzarası çektiğimi fark ettim (altta). Gorskii hakkında bir yazı hazırlama fikri bu şekilde ortaya çıktı.

Daha önce Gorskii’nin fotoğraflarını görmüşseniz, yüz yıldan daha eski olduklarına inanmanın zor olduğunu bilirsiniz. Biz alıştığımız üzere (bırakın yüz yılı) anne babamızın fotoğrafları bile siyah beyazdır. Zaten bu durum Gorskii’nin tekniğinde bir bit yeniği var düşüncesini aklıma getirmişti. Biraz araştırınca cevabı buldum.

Sergey Prokudin-Gorskii (1863–1944) Rusya’da Funikova Gora’da doğmuş. Kimya eğitimi alan Gorskii, ünlü bilim adamlarıyla Saint Petersburg, Berlin ve Paris’de çalışarak, renkli fotoğrafların ilk tekniklerini geliştirmiş ve fotoğrafçılık tarihinin en önemli isimlerinden birisi olmuştur.

1909’dan 1915’e kadar, Çar’dan aldığı özel izinle Rusya İmparatorluğunu dolaşmış. Bu seyahati, karanlık odaya dönüştürülmüş bir araçla gerçekleştirmiş ve sayısız fotoğraf çekmiş. Rus ihtilalinden sonra Fransa’ya giderek hayatının sonuna kadar çalışmalarını Paris’te sürdürmüş.

Aşağıdaki fotoğraf Artvin’de çekilmiş. Bazı kaynaklarda “Ermeni bir kız” bazılarında ise “Gürcü bir kız” şeklinde açıklama vardı.

Gorskii yaklaşık altı yıl boyunca oldukça geniş bir bölgeyi bu şekilde dolaşarak fotoğraflamış ve bölge için çok değerli, canlı belgeler bırakmış.

.

RGB Renk Sistemi

Gorskii’nin tekniğine gelecek olursak; bir fotoğraf makinesi ile çekmek istediği konunun peş peşe 3 tane siyah beyaz fotoğrafını çekiyordu. Ancak her bir fotoğrafı çekerken objektifin önüne kırmızı (Red), yeşil (Green) ve mavi (Blue) filtre koyuyordu.

Bu üç renk (biraz fotoğrafla uğraşanlar bilir) bilgisayarlarda, dijital fotoğraf ve bazı baskı sistemlerinde kullanılan RGB renk sisteminin temelini oluşturur. Daha sonra Gorskii çektiği bu üç fotoğrafı negatif şeklinde cam üzerine aktarıyordu. Dizayn ettiği özel bir projeksiyon sistemi aracılığıyla da ayrı ayrı yerleştirdiği camlardaki bu görüntüleri perde üzerine yansıtıyordu.

Üçlü projeksiyon sisteminde açılar görüntülerin üst üste geleceği şekilde ayarlanmıştı. Bu sayede seyirciler renkli fotoğraflar izliyordu. Yani Gorskii temel olarak renkli baskıyı değil renkli projeksiyonu gerçekleştirmişti. Fotoğraflarının renkli baskıları çok daha sonra yapılacaktı. Solda bu sunumunu temsil eden bir çizimi görüyorsunuz.

Gorskii’nin Rus devrimi öncesindeki çektiği ve cam tabletler üzerine bastığı fotoğrafları 1948 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından ailesinden satın alınmış ve bilgisayarla taranarak (Walter Frankhauser tarafından geliştirilen bir teknik ile) birleştirilmiş, 2001 yılında “The Empire that was Russia” başlığı altında sergilenmiş.

Aşağıda Gorskii’nin çekmiş olduğu üç ayrı siyah beyaz fotoğraftan nasıl renkli bir fotoğraf elde ettiğini görebilirsiniz.

Soldaki sütunda üç ayrı renk filtre ile peş peşe çekilmiş üç ayrı siyah beyaz fotoğrafı bulunuyor. Gorskii’nin karşılaştığı en büyük zorluk modelin hareket etmeden durma gerekliliğiydi. Çünkü model her karede sabit durmazsa görüntüler üst üste çakışmıyor ve renk kaymaları oluşuyordu.

.

.

011a

Doğa Fotoğrafında Minimalizm

Minimalizm sanat akımı olarak 2. Dünya savaşı sonrası, öncelikle görsel sanatlar alanında ortaya çıkmış ve zamanla diğer sanat dallarına da sıçramış. Günümüzde her alanda minimalizm kelimesini duymak mümkün. Örneğin kullandığımız elektronik aletlerin tasarımı, her gün takip ettiğimiz web sitelerinin dizaynı bu bakış açısından etkilenmiş olabiliyor.

Görsel sanatlarla başlamış bir akımın fotoğrafçılığı etkilememiş olması düşünülemez tabi ki. Bu alanda çok güzel örnekler var. Ancak ben bir kademe daha alta inip Doğa Fotoğrafı‘nda bazı minimalist denemelerimi paylaşmak istedim.

Evet, eski bir fotoğrafımla başlayalım:

011a

Bu fotoğraf gelincik bitkisinin tomurcuğu. 90 derecelik bir açıyla tam üstünden ve açık diyaframla çekildi. Böylelikle konuya çok yakın olan zemin bile netliğini kaybederek tomurcuğu öne çıkardı ve sade bir fotoğrafa dönüştürdü. Diyaframı açmak, fondan kurtulmak ve konunuzu öne çıkarmak için kullanabileceğiniz basit bir teknik. Ancak bunu yapabilecek lensler genelde pahalı oluyor.

Yukarıdaki fotoğrafta ise fondaki karmaşadan kurtulmak için flaş kullanıldı. Elimde tuttuğum (konuya yakın biçimde) harici flaşı uzaktan tetikleyerek, fonun karanlıkta kalmasını sağladım. Böcek çok yüksek miktarda ışık aldığı için böyle bir fon elde edebildim. Aslında arkada birçok bitki ve dal mevcuttu.

Papatyalar kendi halinde oldukça minimalist bitkiler aslında. Biraz daha sadeleştirmek için zeminden kurtarmak istedim. Yere yatarak, aşağıdan yukarıya çekim yaptım. Böylece bomboş gökyüzü papatyalarımın fonu oldu.

Yukarıdaki fotoğrafta bir “praying mantis” görmektesiniz. Burada da böceğin karmaşık gövdesini kadraj dışı bıraktım. Modelim bir taşın üzerinde durduğu için arkasındaki bozkırı açık diyaframla bu hale getirmek zor olmadı. Böylelikle sade ve sevimli bir fotoğraf ortaya çıktı.

Bu fotoğraf ise baharda yağmur sonrası çok kolaylıkla çekilebilecek bir kare. Salyangozlar yağmur yağdığında genelde bulabildikleri bir yerlere tırmanıyorlar. Kaçmaları biraz zaman aldığı için size de sakin sakin çekmek kalıyor :) Ben fotoğraflarken sadece önümdeki bitkileri elimle biraz yana çekerek modelimin önünü açtım. Gerisini yine açık diyafram halletti.

Yukarıdaki böceğin adı “Saga Helenica”. Oldukça iri bir böcek türü. Bizim cırcır böceği dediğimiz “Cricket” ailesinden. Kendisi bir kayanın üzerinde güneşlenirken çektim.

Bu da bir güvenin kanat üstü detayı. Güveler gerçekten çok güzel hayvanlar. Makroya yeni başlayanlara güve çekmelerini öneririm. Çünkü her yerde bulunabiliyorlar. Evde bile rahatlıkla bulup çekebilirsiniz (Mesela benim evime giren böcek kolay kolay fotoğrafı çekilmeden çıkamaz). Güveler çok ürkek canlılar olmadıkları için fotoğraflamak kolay oluyor. Ayrıca çok da güzel detaylara sahipler. Sizce de havlu dokusu gibi durmuyor mu?

Yine çekmesi çok kolay bir fotoğraf, yaprak detayı. Burada dikkat edeceğiniz nokta detayları alabilmeniz için ışığın yaprağın altından gelmesini sağlamak. Bunun için ben harici flaşı yaprağın altında tutup üstünden çekim yapmıştım. Daha ucuz bir yol ise yaprağın arka yüzünü güneşe doğru tutup çekim yapmak. Bu fotoğrafta altın noktaya denk getireceğiniz bir uğur böceği ise size övgüler yağmasını sağlayacaktır :)

Son olarak da bir örümcek ağı paylaşıyorum. Bu fotoğrafta da fonu sade tutmak için yere yatarak çekim yaptım ve gökyüzünü fon olarak kullandım. Bu da oldukça minimalist bir fotoğraf oldu.

Bu konuda fikir ve denemelerinizi paylaşmak için yorum bölümünü kullanabilirsiniz…