Ayrancı Antika Pazarı

Blogu takip edenler bilir. Aralık ayında Ulus bit pazarı gezisi gerçekleştirmiş, fotoğraflarını da burada yayımlamıştım. Ayrancı antika pazarı gezisini de aslında o gezimizden bir ay sonra gerçekleştirmeme rağmen fotoğraflarını ancak yayımlayabiliyorum.

Bilmeyenler için tekrar hatırlatayım, Ayrancı Antika Pazarı her ayın ilk pazar günü ayrancı pazar yerinde açlıyor. Kızılay Güvenpark’tan Ayrancı dolmuşlarına binerseniz 10 dk içinde pazar yerine ulaşabilirsiniz. Küçük bir not daha, fotoğrafları Samsung’un aynasız modeli NX1000 ile çektim. Boyundan büyük işler başaran bir fotoğraf makinesi olduğunu belirteyim

Adı antika pazarı olmakla beraber antika ile bit pazarı arasında kalmış bir pazar olarak buradan her bütçeye ve zevke uygun şeyler bulabilirsiniz. Benim asıl merakım eşya satın almaktan çok insanları ve satılan ilginç eşyaları izlemek. Çocukluğunuzdan kalan bir şeylere rastlamak ve arkadaşlarınıza bunlardan bahsetmek ise ayrı bir keyif. Aslı’ya uzun zamandır anlatmaya çalıştığım, eskiden evlerde bulanan mermer veya camdan küp şeklindeki dev çakmaklardan bile bir tane bulup kendisine gösterebildim burada.

Pazarın meraklıları oldukça fazla. Her yaştan ve kesimden insana rastlamak mümkün. Çocuklar da bazen satıcı bazen de alıcı olarak karşınıza çıkabiliyor. Örneğin  yukarıdaki tezgah bu aileye ait. Her ay görüyorum kendilerini.

Çeşitli TV kanalları da burada sık sık çekim yapıyor. Yukarıda küçük bir röportaja denk geldim ve tüm ekipmanı Philips kulaklık ve Handycam’den oluşan minimalist kameraman ve spikerini iş başında görüntüleme fırsatım oldu.

Plak meraklıları için de burası değerli bir yer. Ancak iyi bir şeyler bulabilmek için her ay düzenli olarak ve sabah erken saatlerde gelmelisiniz. Ek olarak tavsiyem beğendiğiniz plağı bulduğunuzda heyecanınızı belli etmeyin. Çünkü bu pazardaki hiçbir şeyin kesin bir fiyatı yok. Satıcılar gözünüzdeki parıltıyı, dudağınızdaki ufak titremeyi dahi yakalayıp ona göre fiyat veriyorlar.

Bu taktiğim tüm pazar için geçerli aslında. Hatta diğer yazımda belirttiğim gibi giyiminize de dikkat edin. Dolabınızdaki eski ve basit giysilerinizi seçmenizi tavsiye ederim.

Bazen gözünüze kestirdiğiniz eşyaya bir kaç aylık takip sonunda istediğiniz fiyata sahip olabilirsiniz. Düzenli olarak gelmeye başlayınca eşyalar tanıdık gelmeye başlıyor. Her seferinde sorarak istediğiniz fiyata inip inmediğini takip edebilirsiniz. Zaten iki ayda satılmadıysa istediğiniz fiyata indirme şansınız yüksek.

 

Pazarda satılan eşyalar o kadar çeşitli ve renkli ki kısa sürede insanı yoruyor. Eğer böyle şeylerin meraklısı iseniz tüm pazarı gözden geçirmeniz yarım günü alıyor.

[ads]

Sanırım bunu düşünerek pazar yerine çay gözleme vb. şeyler satan bölümler de kurulmuş. Küçük bir ara verip enerji toplayarak pazarı gezmeye devam edebilirsiniz.

 

Bit pazarında olduğu gibi burada da eski ve ilginç fotoğraflar var. Bu fotoğraflardan bir seri derleyerek, kendinize köklü bir aile geçmişi olan biri izlenimi bile verebilirsiniz. Örneğin üstteki fotoğraflardan birini albümünüze koyup, büyük dedeniz olarak tanıtsanız kimse itiraz etmez sanırım.

Çamlıca gazoz şişeleri de yavaş yavaş antika pazarına düşmüşler. Geçtiğimiz yıllarda kapağı açılmamış bir gazoz şişesinin e-bay üzerinden binlerce dolara satıldığını duymuştum. Bu eşyalara değerini veren bu eşyalarla ilgili yaşantılara özlem sanırım. Anılara değer biçilemediği için bir şişe binlerce dolar edebiliyor.

İnsanları bu tarz eşyaları toplamaya iten, geçmişlerinden gelen bazı psikolojik süreçler olduğunu düşünüyorum. Sorun belki geçmişleriyle vardır ya da bugünü ile ilgili. Ama kesin bir sorun var. Koleksiyoncu arkadaşlar alınmasın, hepimizin çözemediği bir şeyler var. Ben de çoğu zaman gördüğüm ve geçmişte yaşamımın bir parçası olmuş eşyaları almamak için kendimi zor tutuyorum. Ancak başlayınca bunun sonu gelmiyor. Neyi alıp neyi almayacaksınız, aldığınız bu eşyaları nereye koyacaksınız ve kimlere göstereceksiniz vs. vs.

Yazıyı bitirmeden son bir bilgilendirme yapayım. Antika pazarı her ayın üçüncü pazarı Çayyolu Semt Pazarı yerinde de kuruluyor. İlk pazarı kaçırırsanız orada yakalayabilirsiniz. Pazar esnafının bir de derneği var. Dernek web sayfasına buradan ulaşabilir, duyuruları takip edebilirsiniz. Sormak istediğiniz veya eklemek istediğiniz birşey olursa yorum bölümüne yazın.

 

 

Yok Artık Dedirten Pazar: Ulus Bit Pazarı

Geçtiğimiz haftalarda Aslı ile uzun zamandır gitmeyi planladığımız ancak bir türlü fırsat bulamadığımız bit pazarı gezimizi gerçekleştirdik. Arkadaşımız Bilal olmasa yine zor gidecektik gerçi.




Ankarada iki tane bit pazarı, bir tane de antika pazarı bulunuyor. Bit pazarının birisi Cebeci kapalı pazar yerinde her pazar açılıyor. Diğeri ise Ulus semtinde. Asıl açık olduğu gün pazar olmasına rağmen cumartesi de birkaç tezgah görülebilir. Tabi dükkanlar hergün açık. Antika Pazarı ise ayın ilk pazarı Ayrancı kapalı pazar yerinde açılıyor. Sanırım yakın zamanda Ümitköyde de açılmaya başlamış, ancak ayın hangi pazarı tam hatırlayamıyorum. Öğrenince güncelleyeceğim.

Antika pazarı, gidince size çok para harcatacak bir yer. Artık satıcılar ellerindeki eşyanın değerini biliyorlar ya da almaya çalıştığınızda gözünüzdeki parıltıya göre bir fiyat veriyorlar. Alırken isteksiz görünün ve pazarlık yapın. Giyiminizi de seçerken dikkat edin. Çoğu satıcı fiyat vermeden önce sizi bir süzüyor, ona göre fiyat veriyor. Örneğin arkadaşımız Bilal taktığı fular yüzünden hep yüksek fiyatlar aldı. Bana verdikleri fiyatların daha düşük olduğunu farkedince gardrobumu tekrar gözden geçirmeye başladım.

Bit pazarına geri dönersek; benim burada fotoğraflarını paylaştığım Ulus bit pazarı. Cebeciden çok iyi fotoğraflar alamadığım için bunları paylaşmadım. Ayrıca kısa zaman içinde Ayrancı antika pazarına da bir gezi planlıyoruz. Hazır olduğunda buranın fotoğraflarını da paylaşacağım.

Fotoğraflardan gördüğünüz gibi aklınıza gelecek her türlü şeyi bu pazarda bulabilirsiniz. Hayal gücüne sığmayacak bir çeşitlilik var. Mesela yukarıdaki fotoğraflardan birinde, televizyonun üzerinde çocukluğumun meşhur tavuklu masa saati duruyor. Bu saat pazarda dikkatimi çekmemişti. Eve geldikten sonra fotoğrafları incelerken gördüm. Hatta arkadaşımız Yaşar, az kullanılmış bulaşık süngeri satıldığına da şahit olmuş.

[ads]

 

Sokak boyunca büyük tezgahlar kurulabildiği gibi aşağıdaki gibi birbirinden alakasız 3-4 parça eşyanın sunulduğu mini tezgahlar da bulunuyor.

 

 

Gezinin ilginç anlarından birisi aşağıdaki fotoğraflara rastladığımız zamandı. Yıllar öncesinden yüzlerce siyah beyaz aile fotoğrafı tezgahta satılıyordu. Çoğunun arkasında el yazısı ile tarihler ve küçük notlar var.

Örneğin alttaki fotoğrafta 12.12.1982 tarihini görebilirsiniz. İnsan, bu fotoğraflardakilerin şu anda nerede olduğunu ve neler yaptığını merak etmeden duramıyor.

 

Aşağıdaki fotoğraflar ise bit pazarı civarında eski eşyalar satan bir dükkandan. Dükkan sahipleri ile yaptığımız ufak sohbetten sonra buranın oldukça meşhur olduğunu anladık. Antika meraklısı müdavimleri oldukça fazlaymış.

Alttaki afiş, pantolonunu çıkarmadan kadınlarla birlikte olabilen Aydemir Akbaş’ın bir filmine ait. Bir Star Wars afişine de 250TL fiyat istediler. Meraklısı varsa hemen gidip alsın. Türkiyede satılık olarak çok fazla kaldığını sanmıyorum.

İçeride çok fazla detay var, bunları yakalayabilmek için acele etmemeniz ve ciddi zaman harcamanız gerekiyor. Bu detaylar benim kuşağımın zaman zaman gözlerini doldurabiliyor. Gençlik ve çocukluğunuzdan yüzlerce eşya görebilirsiniz burada.

 

 

Yukarıdaki fotoğrafta Aslı, Madonna’nın gençlik fotoğrafı gerisinde, dükkan çalışanlarından birisi ile sohbet ediyor. Platin saçlı ve kalın siyah kaşlı Madonna’yı görmeyeli çok uzun zaman olmuştu.

İşte öyleyken böyle… sormak veya bilgi almak istediğiniz bir şey olursa üstteki iletişim veya alttaki yorum bölümünden bana ulaşabilirsiniz.

Yedigöller’de Nerede Kalınır?

Bu yazıyı 4 yıl önce yazmışım, ancak bugün (20 Ekim 2016) itibariyle yeniden üzerinden geçtim. Tüm bilgiler güncel ve bağlantılar çalışır haldedir. Ayrıca geçen hafta bu bölgede tek gecelik bir kamp yaptık. Basit bir kamp rehberi özelliğindeki yazımı da okumak isterseniz burayı tıklayın.

Yedigöller gezisi kararımız biraz ani olduğu için konaklama ve gezi planı konusunda hazırlıksızdık. Bu nedenle birkaç saat içinde karar verip konaklama için rezervasyon yapmak zorunda kaldım. Konaklama konusunda sonuçtan memnun kalsak da güzergah ve gezi planımızda biraz sorun yaşadık. İlk sorun Google map’e güvenerek gidiş rotasını çizmemle oldu. Birkaç kez köy yollarında kaybolarak gezi ekibimizin bana olan güvenini hemen hemen tamamen yok ettim. Ancak konakladığımız pansiyonda oldukça keyifli zaman geçirmemiz kaybettiğim kredilerimin bir kısmını geri kazanmamı sağladı.

Öncelikle nasıl gidebileceğinizden bahsedeyim. Yedi göllere iki ayrı yoldan ulaşılıyor. Bursa – İstanbul yönünden geliyorsanız otoban üzerinden gelirken Bolu (Batı) çıkışından çıkıp şehir içine doğru girdiğinizde hemen soldan Yedigöller yoluna sapıyorsunuz. Bu yol yeni yapıldı, tamamı asfalt ve düzgün. Her tür araçla çok rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz.

Diğer yol ise Ankara tarafından gelenler için uygun olabilir. Mengen üzerinden gidip Kıyaslar köyü üzerinden Yedigöllere geçiyorsunuz.  Bu yol biraz daha konforsuz ama yine de ulaşım için sorun oluşturmuyor. Ayrıca aşağıda yazdığım  konaklama seçeneklerinden Hindiba Pansiyon ve Yedigöller Aile Pansiyonu bu rota üzerinde bulunuyor.

Gelelim konaklama seçeneklerine. Size dört seçenek önereceğim, birinde konakladık, diğerlerini de ziyaret ettik.

1. Seçenek: Çadır

Birinci ve en keyifli seçenek göllerin hemen yanı başında çadırla konaklama. Kamp ekipmanınız ve biraz da tecrübeniz varsa mutlaka bu seçenek değerlendirilmeli. Bizim gittiğimiz hafta sonu neredeyse 100’e yakın çadır vardı. Çadırda kalırsanız geceleri kamp ateşinde eğlenceli saatler geçirmeniz garanti. Önemli bir nokta, sabah saat 8:00’den akşam saat 20:00’a kadar kamp ateşi, mangal, tüp vb. şeyler yakmak yasak. Bu nedenle gündüz saatleri için yiyeceklerinizi hazır bulundurun. Yiyecek hazırlamadıysanız da sorun değil, milli park içinde bir kafeterya ve bir tane de restoran mevcut. Yani yiyecek ve içecek sorunu yok. Hava karardıktan sonra mangal, semaver veya alanda bulunan metal kovalar içinde kamp ateşi yakabiliyorsunuz. Belirli alanlar dahilinde, yakmak için odun toplamaya da müsaade ediliyor. Tuvalet bulunuyor ve temizlik açısından da fena değiller.

yedigoller_02

2. Seçenek: Hindiba Pansiyon

Burası göller yolu üstünde uğradığımız çok güzel ve konforlu bir pansiyon. Web sitesini incelerseniz farklı temalarda (çoğu garip isimli) etkinlikler ve paket programlar da düzenliyorlar. Yedigöller’e mesafesi biraz fazla, ancak bu pansiyonun çevresindeki doğal alan gölleri aratmıyor. Pansiyonun yakınlarında yürüyüş için parkurlar mevcut.

Konaklamak için birkaç seçenek var. Bunlardan birisi yukarıda gördüğünüz taş binalar ve aşağıda gördüğünüz ahşap evler. Ayrıca çadır seçeneği de var. Taş ve ahşap kulübeler merkezi sistem ile ısınıyor.

Restoran kısmında da yemek ve içecek çeşitleri yeteri kadar var. Bu nedenle rahatına düşkün olanlar ve “çoluk çocuk gelelim ama çocukları da üşütüp hasta etmeyelim” diyenler için bu pansiyonu tavsiye ederim.

Pansiyon geniş ve ağaçlık bir alana kurulmuş. Arazi düz olmadığı için inişli çıkışlı, köprülü, dere yataklı, çok güzel ve keyifli bir pansiyon ortaya çıkmış. Burada birşeyler yemek ve içmek çok ayrı bir zevk. Pansiyonun web sayfası için tıklayın.

Burada yemek yedikten sonra fazla vakit kaybetmeden rezervasyonumuzu yaptığımız pansiyona doğru yola çıktık. Sonbahar bu yolda seyehat etmek için çok uygun bir mevsim. Sanırım bizim ziyaretimizden bir iki hafta sonra sonbaharın renkleri kendini daha çok gösterecek ve daha da güzel olacak.

3. Seçenek Yedigöller Aile Pansiyonu:

Hindiba Pansiyonu geçip göllere doğru devam ettiğinizde Yazıcık Köyü’ne ulaşıyorsunuz. Bu köydeki pansiyonu bir aile işletiyor. Eko turizm bünyesinde desteklenerek hayata geçirilmiş. Bildiğiniz köy evi düzenlenerek konaklanacak hale getirilmiş.

Pansiyon çok temiz, çalışanlar güler yüzlü ve ilgili. Köy temasına zarar verilmeden tasarlanmış ve işletiliyor. Odanızda sobanızı yakıyor, horoz sesi ile uyanıp yer sofrasında kahvaltı ediyorsunuz.

Kahvaltı ise ayrı bir keyifti. Tahmin ettiğiniz üzere sıcak köy ekmeği, köy tereyağı, taze yumurta, soba üzerinden fokurdayan çaydanlık vs. vs.

.

Eğer burada konaklarsanız hemen göllere geçmeden köy içerisinde dolaşmanızı tavsiye ederim. Güzel bir yürüyüş parkuru mevcut.

.

Köy halkı da eko turizme uyum sağlamış, ilgili ve sıcakkanlılar. Köy halkından daha da sıcak kanlı olanlar ise köyün kedi ve köpekleriydi. Aşağıdaki fotoğrafta görebileceğiniz bu kadar da olmaz dedirten bir samimiyetleri var.

Yürüyüş sonrası tekrar geldiğimiz pansiyonun önünde kütükler üzerinde sohbet ve çayın keyfi harikaydı.

Sonra, Aslı pansiyonun broşüründeki fotoğraflarda gördüğü “ayakcın” denen şeyi sordu. Aşağıda denemelerimizi görüyorsunuz. Giderseniz mutlaka deneyin. Pansiyonun web sayfasına ulaşmak için tıklayın.

Pansiyona ulaştıktan sonra göllere yaklaşık 45 dakikalık yol kalıyor. Yol toprak ve bozuk bir yol. Yazıcık köyünden çıktıktan hemen sonra ufak tefek marketlerin bulunduğu bir yerleşim yeri var. Bir şeyler alacaksanız mutlaka buradan alın çünkü buradan sonra hiçbir market, büfe benzeri şey yok.

Biz biraz geç kaldığımız için gölleri pek gezemedik. Daha çok piknik gibi oldu ama tadı damağımızda kaldığı için kısa zamanda tekrarlamak niyetimiz var.

4. Bungalovlar

Bungalovlar, Yedigöller Milli Park’ı içinde bulunuyor. Burada konaklamadık, bu nedenle detaylı bilgi veremeyeceğim ama farklı konforlarda toplamda 18 tane kulübe var. Kulübeler 4’er kişilik ve fiyatlar da 250-350tl arasında değişiyor.

Sormak, bilgi almak istediğiniz bir konu olursa yorumlar veya iletişim bölümünden bana yazabilirsiniz.

Amasra

“Artı Yaşam” ile Amasra

Mevsim sonbahar olunca, Ankaralı olanları bir telaş kaplar. Kar yağıp soğuklar bastırmadan herkes açık havanın son demlerini yaşamak için bulabildikleri tüm fırsatları değerlendirirler. Yazın sıcakta herkes bir yerlere kaçar ama sonbahar gelince barlar, kafeler, caddeler cıvıl cıvıl insan dolar. Biz de her ne kadar bu şehrin Ankaralılaştıramadıklarındanız desek de sonbahar gelince aynı kaygıyla hafta sonu soluğu Amasra’da aldık.

Amasra Karadeniz’in kıyısında Bartın’a bağlı şirin mi şirin bir sahil kasabasıdır. Denize doğru uzanmış bir burun, burnun iki yanında korunaklı birer liman görevi gören iki koy ve ana karaya bağlı ve bağımsız adaları ile eşsiz bir görsel güzelliğe sahiptir. Öyle ki 13. yüzyılda Cenevizliler tarafından ele geçirilen Amasra’ya Fatih Sultan Mehmet 1460 yılı Ekim ayında düzenlediği bir seferde şehre hakim bir tepeye geldiğinde şehrin güzelliğini anlatmak için şu sözleri söyler: Lala, lala!, çeşm-i cihan bu m’ola ve kaleye haber gönderir: Bu kadar güzel bir yere zarar vererek almak istemem, kalenin anahtarını bana getiriniz. Bunun üzerine kale komutanı anahtarı Fatih’in bulunduğu tepeye getirir ve şehir savaşmadan zapdedilmiş olur.

Biz Amasra’ya bir turla gittik, malum araçla günü birlik gidip gelmek için uzun ve yorucu bir yol. Biz “Artıyaşam” ı tercih ettik. Gece yola çıktık ve sabahın ilk ışıkları ile Amasra’ya vardık. Amasra’nın girişinde tüm şehri görebileceğiniz güzel bir tepe var. Biz orada durduk ve gün ağarmadan şehri ışıklar altında fotoğraflama şansımız oldu.

Günün ilk saatlerinde, deniz kokusu, gün doğumu, bir de balıkçı teknelerinin motor sesleri eşliğinde Mendireğe doğru yürümek büyük bir keyif. Mendireğe doğru yürürken solunuzda uzanan Atatürk’ün silueti de ayrı bir güzel.

.

Böylesi keyifli bir yürüyüşün ardından leziz Amasra ekmeği ile denize nazır kahvaltı edebileceğiniz yerler var elbet, ancak biz sabah çok erken indiğimiz için tur rehberimizin bizim için hazırladığı kahvaltı ile yetinmek zorunda kaldık. Kahvaltı sonrası gezimize önce kıyıdaki tekneleri fotoğraflamakla başladık. Teknelerin hemen yanında da şehrin krokisini bulduk.

.

Gezimize kale içi ile devam ettik. Kalenin sokaklarında gezerken sokakta sadece biz erkenciler bir de kediler var. Her evin önünde miskin miskin yatan rengarenk kediler görebilirsiniz.  Son dönemlerdeki hayvan düşmanlarının aksine Amasra’nın halkı kedilerle mutlu mesut yaşıyorlar.

Sokaklarda gezinirken bu şirin kedilerin yanı sıra her evin önündeki rengarenk çiçekler ve mis gibi incir kokuları büyülüyor insanı. İçi çukur olan her şey saksı niyetine kullanılmış, portakal sıkacağı, çizme, hatta eski elektrik süpürgesi bile.

Kale içinde iki tane kilise (şapel) var. Ancak kiliselerden bir tanesi Fatih’in fethinden sonra camiye çevrilmiş ve adı Fatih Cami konulmuş.  Biz gittiğimizde ikisi de kapalı olduğu için içine giremedik.

Kalenin içinde Bizans döneminden kalma Kemere Köprüsünden geçerek Boztepe tarafına geçebilirsiniz.  Eski çağlarda köprünün altı çakıl taşları ile doluymuş, ancak deniz temizliği sırasında çakıl taşları temizlenerek köprünün altından deniz akımı sağlanmış.

Köprüden geçtikten sonra Boztepe’de bulunan çay bahçesine de adını veren “Ağlayan Ağaç”a  gidiyoruz. Ağlayan Ağaçta Tavşan Adasına karşı çaylarınızı yudumlarken kahvaltı edebilirsiniz. Ağlayan Ağaç, 300-350 yaş arasında bir selvi ağacıdır. Denizden ve rutubetten aldığı nemi bünyesinde toplayarak yılda 3 veya 5 defa İlkbaharda Nisan ve Mayıs aylarında yapraklarından damlalar şeklinde bırakmaktadır. Yöre halkı da bu olayı ağacının ağlaması olarak tanımlamışlar.

Çaylarımızı yudumladıktan sonra kalenin içinden arka sokaklardan küçük limanın doğusuna doğru ilerlerken  son durağımız olan “Direkli Kaya” ya halk arasında “Amastris’in Hamamı” olarak da bilinen buruna doğru iniyoruz. İlçe sakinleri denize girdikleri mekanlardan birisi de burası.

Kale içinde gezindikten sonra Amasra’ya özgü tahta işçiliğinin ve daha birçok el sanatlarının sergilendiği “Çekiciler Çarşısı”na uğramadan olmaz di’mi. Sevdiklerinize ufak hediyeler almak isterseniz burası doğru adres.

Keyifli bir şehir turuna harika bir öğle yemeği ile ara veriyoruz. Turla geldiğinizde onlar genellikle “Çeşm-i Cihan’a” götürürler öğle yemeği için. Ama bizim tavsiyemiz ve bölge halkının yönlendirmeleri kesinlikle “Martı Balık” ya da “Canlı Balık Mustafa Amaca’nın yeri” oluyor. Biz Canlı Balıkta’ki son derece asık suratlı personelde rahatsız olduğumuz için Martı Balık’ı tercih ettik. Güler yüzlü personel, sizi kapıda karşılıyor ve içeride rahat etmeniz için her şeyi yapmaya hazırlar. Deniz kıyısında harika bir balık keyfi istiyorsanız şiddetle tavsiye ediyorum.

Bu mükemmel öğle yemeğinden sonra gezimize bir tekne turu ile devam ediyoruz. Tekne turu şehrin kıyılarından şehri izleme şansını buluyorsunuz. Yaklaşık 45-60dk arasında süren tur ücretleri çok makul 5TL.

Amasra’ya gelinir de Pazar alışverişi yapılmadan dönülür mü hiç. “Kadınlar Pazarı” (Galla Pazarı) yakın civardaki köylerden ve ilçe merkezinden kadınların yetiştirdikleri ürünleri, süt ürünlerini ve kendi yaptıkları turşu, reçel, erişte gibi ürünleri sattıkları alan. Eliniz boş dönemezsin emin olun.

Şehir merkezindeki son durağımız Mendireğin alt tarafında kalan “Gönderilememiş Mektuplar” filminde Türkan Şoray’ın (Gülfem) kızı Cemre’nin gizli yeri olan mağaraya giriyoruz. Deniz suları mağaranın içine sokulmuş, mistik bir havası var buranın. Mendirekte yürürken uğramadan geçmeyin.

Gezimizi Amasra-Bartın yolu üzerindeki “Kuş Yakası Yol Anıtı” ile tamamladık. Anıta ağaçlar arasında tahta merdivenlerden çıkılıyor. Yufka kabartma tekniği ile kayalara oyulmuş kral heykeli ve Roma hakimiyetinin sembolü olan kartal figürü ve iki kitabesi bulunmaktadır.

Bir güne biz bu kadarını sığdırabildik ama, Amasra’nın denize girilecek harika koylarını gezmeye zaman bulamadık. Bir hafta sonu kaçamağı yapıp sonbahar bitmeden muhakkak gidip bu şirin ilçeyi görün.

.

Yazı ve Fotoğraflar: Aslı

.

öludeniz macera kampı

Ölüdeniz Macera Kampı: Her Şeyin Bir Yaşı Var

Sizlerle, bu yaz başımızdan geçen “macerayı” biraz gecikmeli de olsa paylaşacağım. Amacım gelecek yaz bu kampta “macera” yaşamayı planlayanlara bir nebze olsun akıl fikir verebilmek ve mağduriyetimizin acısını yazarak da olsa hafifletebilmek.

Öncelikle bu kampa gitme fikri kız arkadaşım Aslı’dan geldi. Bir akşam heyecanla (kendisi onlarca kampanya sitesine üye olduğu için)  buranın makul fiyatlı kampanya linkini gösterdi. Geçmiş dönemki tecrübelerimden yazın ortasında ve Akdenizde bir kampın pek parlak bir fikir olmadığını biliyordum. Ancak bir psikolog olarak da en iyi öğrenme biçiminin yaşayarak öğrenme olduğunu da bildiğimden, bu fikri reddedip yıllarca “gitmediğim” kamp olarak kalacak bir anı yerine Aslı’ya deneyerek öğreneceği bir anı bırakmak istedim.

Gelelim kampa: kamp aslında Fethiye Ölüdenizde lagünün hemen üstünde bulunuyor. Sanırım yüksekliği 200-300m falan. Dik bir patikadan yürüyerek yaklaşık 20 dakikada lagüne inebiliyorsunuz. Ama asıl ulaşım, anayoldan Fethiyeye inerken görebileceğiniz seyir terasının hemen karşısında, bir orman yolundan sağlanıyor. İki buçuk kilometrelik yol yürüyüş için keyifli, araç için eziyetli bir yol. Biz Ford KA ile geldik, bir sorun yaşamadık ancak alçak bir aracınız varsa mutlaka altı yere sürtecektir. Ayrıca kamp sakinleri için belirli saatlerde servis olduğunuda belirteyim.

Yol boyu yer yer yukardaki harika manzara ve benzerlerini görebilirsiniz. Ama sıcaklığın çok yüksek olduğunu hatırlatayım. Yazı içerisinde birkaç kez daha hatırlatacağım bunu.

Kampın girişi, orman içinde iki bucuk kilometrelik yolu geçtikten sonra yukardaki şekilde sizi karşılıyor. Genel olarak renkli ve ilginç dekorlarıyla kampta eğlenceli zaman geçirecekmişsiniz gibi bir izlenime kapılıyorsunuz. Kampa girip görevli birini bulduktan sonra rezervasyonumuzu yaptırdığımız çadıra götürüldük.

Fethiyenin korkunç sıcağı ve nemi içerisinde bu çadırı görür görmez yanlış bir karar verdiğimiz anlaşıldı ve biraz daha fark ödeyerek ahşap kulübede kalmaya karar verdik.

Farkı ödeyip yukarıdaki sevimli kulübeye geçtik. Tabi kısa sürede o kadar sevimli olmadığını anlayacaktık. Öncelikle kulübe o kadar küçük ki içine sadece yatak sığıyor. Bir de tuvalet/duş için ayrılmış çok küçük bir bölüm daha var. Bu bölümün kapısı olmadığı için yataktaki kız arkadaşınızla göz göze tuvalet ihtiyacınızı giderebiliyorsunuz. Eğer bu tecrübeyi atlatırsanız aşkınızın perçinlenip sarsılmaz bir hale geleceğini garanti ederim.

Bu arada çadırda kalanlar yukarıdaki ortak lavabo ve tuvaletleri kullanıyorlar. Temizlik konusunda kampın pek parlak olmadığını söyleyeyim. Bize verilen kulübenin temizliği de yapılmamıştı. Ancak Orhan bize bu kampı Avrupanın en temiz kampı olarak lanse etmişti. Auschwitz kampının da bir zamanlar Avrupada olduğunu düşünürsek, en azından buranın en kötü olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Aslında bunu anlayışla karşılamak lazım. Bu sıcakta personel nasıl temizlik yapsın.

İlk günü kamp ve etkinlikler hakkında bilgi alarak geçirdikten hemen sonra kabus geceler başladı. Heryerde milyonlarca sivrisinek havanın kararmasıyla bizi ısırmaya başladı. Kulübenin heryerini kapatmış, onlarca sivrisineği darp etmiş olmama rağmen sabah uyandığımda Aslı’nın vücudunda 80 tane sinek ısırığı saydık. Benim ise sadece gövdemde 80 ısırık vardı. Bacaklarımdakini saymaya enerjimiz kalmamıştı. Burada iki geceden sonra kampın yöneticisi Orhan’a giderek arıza çıkarttık ve paramızı geri almaya çalıştık. Tabi cebe giren para kolay çıkmadığı için Orhan bizi kibarca reddederek betonarme binada kalabileceğimizi söyledi. Bu şartlar altında ben hemen eşyaları toparlayıp kampı terk etmeyi düşünürken Aslı’nın yaşayarak öğrenme içgüdüsü tekrar ortaya çıktı ve teklifi kabul ettik.

Evet sözü edilen yer ise yukarıdaki kulübe. Bu şartlar altında buranın rezidansı denebilir. Yanlızca şanslı ve çok zengin 2-3 çift kalabiliyor burada, o derece. Burada da geceleri geç saatlere kadar süren ve gereksiz derecede çok yüksek düzeyde müzik yayınının kurbanı olduk. Ses o kadar yüksek ki kampın kaçacak hiçbir yeri kalmıyor.

Kamp genelindeki şartlara gelince öncelikle düzenli bir elektrik yok, jeneratörle ara ara elektrik veriliyor. Kamp merkezinde bulunan bir Vınn cihazıyla biraz sorunlu da olsa internet ulaşımı var. Geceleri belirli bir saatten sonra jeneratör kapatıldığından mutlaka cebinizde hen an bir fener bulundurmanız gerekiyor. Orman içinde bulunduğu ve yerleşim yerlerine bir hayli mesafede olduğu için geceleri zifiri karanlık oluyor.

Yukarıdaki havuz bir yüzme havuzu. Bir filtrasyon sistemi yok. Birilerinin temizlediğini de göremedim. Bizim en fazla yaklaştığımız mesafe yukarıdaki fotoğrafı çekmek için geldiğimiz mesafe. Bir rivayete göre çok güzel bir havuzmuş ve yüzülüyormuş.

Üstteki bölüm ise bar. Burada gördüğünüz üzere pek içki çeşiti yok. Ben sadık bir bira sever olduğum için içki çeşidinin az olması umurumda olmamıştı. Taa ki jeneratörün düzenli çalışmaması ve buzdolaplarının elektrikle çalıştığı bilgisi kafamda birleşip şimşek gibi çakıncaya kadar! Evet bu kampta soğuk içecek bulabilmek saçma şekilde zor. Barda soğuk su istediğinizde size gülümseyerek bakıyorlar. Şansınız varsa, arada bir soğuk biraya denk gelebiliyorsunuz. İçecek fiyatları makul düzeyde bulunsa da sıcak olarak aldığınızda çok pahalı gibi geliyor, hatta kendinizi salak gibi hissettiriyor.

Kamp genelinde dekorasyona ciddi derecede emek harcanmış. Heryerde ilginç detaylar, el yapımı figür, boyama, mobilya vs. görmek mümkün. Sanki buradan kalabalık bir güzel sanatlar öğrencisi grubu geçmiş gibi.

Personel genelde üniversite öğrencilerinden oluşuyor. İyi niyetli ve kibarlar. Ancak hizmet sektöründe bu yeterli olmuyor. Oturup sohbet edebilmek kadar biraz ortalığı da temizlemek gerekli.

Yukarda yemek sırasını görebilirsiniz. Yemekler üstüste iki gün yenemeyecek kadar kötü. Biz ilk iki günden sonra Fethiyede yemeye başladık. Kahvaltı için ise kötü tabiri de yetersiz kalıyor. Fotoğrafta yukarıdan bakan arkadaş aşçımızdı. Kendisi iyi ve hoş sohbet bir arkadaş. Ancak konu yemeğe gelince pek başarılı değil ve ilginç de bir mizah anlayışı var. Örneğin karpuz bittiğinde: “kendiniz kesin, beni uğraştırmayın” diyebiliyor. Bir gün de: “ayran alın bol bol, sonra kalıyor” dedi ama ortada ayran falan bulamadık.

Kampın eğlenceli kısımlarına gelirsek: bol miktarda etkinlik var. Hergün bir ya da iki etkinlik oluyor. Bunlar: Flyfox, paintball, kano, bisiklet, rafting, yamaç paraşütü gibi eğlenceli etkinlikler. Etkinlikleri tek tek veya paket olarak satın alabiliyorsunuz. Tek sorun bir çoğu sıcak yüzünden çekilmez hal alıyor. 43 derece sıcaklıkta paintball kıyafetleri giyip etrafta koşturduğunuzu hayal edin. Tavsiyem “sulu” etkinliklere katılmanız yönünde. Özellikle “gece kanosu”nu mutlaka deneyin. Flyfox da çok yormayan etkinliklerden. Yukarıda Aslı’yı flyfox yaparken görebilirsiniz.

Benim en keyif aldığım etkinlik ise dalış oldu. Normalde birçok arkadaşım dalgıçtır ve çok da fırsatım olduğu halde dalmamıştım. Burada ise Aslı’nın gazı ile denedim ve gelecek yaz sertifika almayı düşünüyoruz. Ancak oldukça klostrofobik bir hobi. Çok  ilerletmeden “intermediate” bir seviyede tutmayı planlıyoruz. Hayat güzel.

Sonuç olarak aslında üniversite öğrencilerinin seveceği bir kampa (yaş olarak yolun yarısını geçmiş biri olarak) gelmekte ben hata ettim. Ama eğitim şart (Aslı bu sana). Kampa gidip gitmeme konusunda karar verecek arkadaşlar için bir “pros and cons” bölümü yaptım, buyrun:

ARTILARI:

-Makul fiyata konaklayıp bir çok etkinliği bir arada deneyebiliyorsunuz. Etkinlik için kamptan alınıp, kampa bırakılıyorsunuz.

-Gençler için oldukça sosyal bir ortam, kamp süresi yaz aşkları için oldukça uygun, yalnızlık çekiyorsanız bir de burayı deneyin :)

-Bar fiyatları makul.

EKSİLERİ:

-Çok sıcak olduğu için klimasız, elektriksiz çekilir gibi değil.

-Soğuk içecek bulmak sorun oluyor.

-Çok fazla sivrisinek var, kaçması imkansız, spreyler işe yaramıyor.

-Yemekler kötü. Kötü derken “öğrenci yemeği” gibi, beğenen bile çıkmıştı aslında.

-Kamp geneli temizlik açısından çok sorunlu. Odalar, tabaklar, çatallar temiz değildi.

-Kamp yüksekte bulunduğundan ulaşım zahmetli. Aracınız yoksa geceleri dönmek çok zor ve dağ yolu ürkütücü.

-Geceleri gereksiz derecede yüksek düzeyde ve geç saatlere kadar müzik yayını yapılıyor. Doğaymış, ormanmış, cırcır böceklerinin sesiyle yıldızları seyredeyim falan yaşatmıyorlar.

Web sitesi: http://www.macerasenibekliyor.com/

.

urla_051

Urla Balık Mezatı / İzmir

İzmir’in bende hep ayrı bir yeri vardır. Şehrin güzelliği yanında harika ilçelere sahiptir ve bu ilçelere de ulaşım oldukça rahattır. Hatta merkezde çalışıp ilçelerde oturanların sayısı da az değil. Urla da İzmir’in güzel ilçelerinden bir tanesi. İzmir’e en yakın olanlardan, 35km mesafede. Giderken çeşme otobanını da kullanırsanız çok kısa sürede ulaşabilirsiniz. İlçe merkezi nüfusu 35 000 ancak tahmin edersiniz yazın neredeyse iki katına çıkıyor.

urla_011

Sahildeki bu ilçelerde Akdeniz kültürü hakim olduğunda Yunanistan kasabaları ile buraları ayırt etmek güçtür. Balıkçılık önemli bir yer tuttuğundan hem meslek olarak hem de hobi olarak balık avcılığı ile uğraşan çok. Dolayısıyla balık tüketimi de fazla.  Bu yazıda da size Urla’nın meşhur balık mezatından bahsedeceğim.

urla_021

Urla’nın İskele Mahallesinde her sabah saat 10:00 balık mezatı gerçekleşiyor. Yani açık arttırma yöntemi ile balık satılıyor. İlçe halkı kadar çevre ilçeler ve İzmir’den de katılım çok oluyor.

urla_031

Kimi evde yemek için kimi de lokantasında satmak için mezata katılıyor. Fiyatlar genelde çok uygun, balıklar da taze. Kimi zaman da benim gibi balık almayıp mezatı izlemeye gelenler de azımsanmayacak sayıda.
  urla_041
 Buraya balık almak için gidecekleri uyarayım, işler çok hızlı oluyor. Hemen teklifler veriliyor ve saniyeler içinde satılıyor. Ucuz mu, pahalı mı, alsam mı almasam mı diye düşünecek vakit yok. Önceden satın almak istediğiniz sepetleri gözünüze kestirip dikkatlice beklemelisiniz.

urla_051

Bu karmaşada insanlar öyle dikkatli izliyorlar ki kenarda durup yüz ifadelerini seyretmek  çok eğlenceli. Ama tavsiyem heyecanınızı çok belli etmeyin, bu kadar ilgi gösterirseniz fiyatı arttırabilirsiniz.

urla_11

Her sepete verilen numaralarla aldığınız balıkları takip ediyorsunuz.

urla_071

urla_081

Eğer sepete en yüksek teklifi verdiniz ve kazandıysanız hemen kenara alınıp paketleniyor.

urla_091

Hesap kitap işleri de alış verişin hızından dolayı biraz dikkat istiyor. Neredeyse yarım saat içinde kilolarca balık mezata çıkmış, çekişmeli arttırmalar sonunda satılmış, paketlenmiş ve teslim edilmiş oluyor.

urla_111

Eğer İzmir’e yolunuz düşerse mutlaka bu mezata uğrayın. Hafta sonları katılım daha fazla olduğundan belki fiyatlar yükseliyordur ancak fotoğraf çekecekseniz en uygun günler cumartesi ve pazar sanırım.

urla_101

Fotoğrafınızı çektikten sonra Urla’da güzel bir kahvaltı yapabilirsiniz.  Mutlaka çevreyi gezmek için de en az bir gününüzü ayırın. Fırsat olursa görülecek diğer yerleri de yazacağım.

degirmendere_08

Değirmendere Şelalesi / İzmir

Değirmendere şelalesi (aslında şelale demek biraz abartılı) İzmir’in Menderes ilçesine bağlı Değirmendere köyünde bulunuyor. İzmir merkezden yola çıktığınızda Menderes ilçesine geçtikten sonra karşınıza tahtalı baraj gölü çıkıyor. Burada yol ikiye ayrılıyor. Soldan devam edip Bulgurca Köyünü geçip Değirmendere’ye  varıyorsunuz.

degirmendere_01

Köyden sonra güzel bir yürüyüş parkuru var. Biz bir kısmını araçla geçtikten sonra biraz fotoğraf çekmek için yürüdük. Şelale yolunu köyde kime sorsanız tarif eder, çok karışık bir yol değil.

degirmendere_02

Sonbahar döneminde gittiğimiz için çevre fotoğraf için çok uygundu. Doğada manzara için en uygun dönemlerden birisi yaprakların sarardığı bu mevsimlerdir zaten. Ayrıca yağmur sonrası olması nedeniyle damlalar da bize güzel kareler sağladı.

degirmendere_03

İzmir’de yaşayan makro fotoğraf meraklıları için birinci olarak Kemalpaşa’yı, ikinci olarak da Menderes çevresini tavsiye ederim. Bu bölgenin en yeşil alanları. Geçtiğimiz yıllarda çıkan birkaç orman yangını Menderesin ormanlarına büyük zarar verdi gerçi.

degirmendere_05

Şelaleye doğru yürürken ne bulursak çektik. Alta bir “praying mantis” görebilirsiniz. Bu canlı çok küçük boyutlarda olduğundan çekmesi biraz zor. Normalde fotoğrafçılar açısından bu olumsuz özelliklerini hareketsizlikleri ile telafi ederler. Ama nedense bu çok hareketli olduğu için düzgün bir fotoğrafını yakalayamadım.

degirmendere_06

Akarsuyu takip ederek şelaleye (şelalecik) vardığımızda hepimiz en uygun açıyı yakalamak için etrafa dağıldık. Tabi böyle olunca içimizden birinin çıkmadığı kare bulmak zor oldu.

degirmendere_07

Sonuç olarak şelale beklentisi ile gitmezseniz çok güzel bir parkur ve gölet var. Buraya sık sık bisikletçiler, doğa yürüyüşçüleri, fotoğrafçılar geliyor. Şehire çok yakın olması nedeniyle İzmir’de yaşayıp biraz doğa görmek isteyen herkese tavsiye ederim. Ancak şehir dışından gelinip görülecek kadar da özellikli bir yer değil.

degirmendere_08

Araçlarıyla gelmek isteyenler için haritada Değirmendere köyünü işaretledim. GPS cihazım yanımda olmadığı için gölün koordinatlarını veremiyorum, haritada da bulamadım. Ama yukarıda söylediğim gibi köyde kime sorsanız tarif eder.

savsat_karagol_008

Karagöl / Şavşat / Artvin

Karagöl adında Türkiye genelinde birçok göl var. Bunların biri Borçka’da diğeri Şavşat’ta olmak üzere iki tanesi Artvin ili sınırları içinde. Borçka Karagöl gezisi yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Şavşat Karagöl, Artvin il merkezine yaklaşık 80 Km. mesafede. Aracınızla oldukça rahat ulaşabileceğiniz bir uzaklıkta ve yolu da oldukça düzgün. Ben Artvin’den kiraladığım araç ile sorunsuz bir yolculuk yaptım. Dikkat etmeniz gereken tek nokta, Artvin-Erzurum arası yol çalışmalarından dolayı ulaşım kesintili olarak gerçekleştiriliyor. Planlamadan gitmeniz durumunda en kötü olasılıkla yaklaşık bir saat yolun açılmasını bekleyebilirsiniz. Yolun açık olduğu saatleri buradan takip edebilirsiniz.

savsat_karagol_001

Yukarıdaki fotoğraf Şavşat Kalesine ait. Karagöl’e gitmek için Şavşat İlçe Merkezine gelmeden bu kalenin hemen altından küçük bir yoldan sola sapmanız gerekiyor. Buradan sonra yol hızla yükseliyor ve virajlar nedeniyle sizi yavaşlatıyor. Ancak asıl keyifli olan kısım buradan sonra başlıyor.

savsat_karagol_002

Her zaman olduğu gibi karadeniz ormanları fotoğraf için yol boyu güzel görüntüler veriyor. Biz gittiğimizde Ekim ayı başlarıydı. Sanırım bir veya iki hafta sonra gelseydik bu bölge ormanlarının sadece bir hafta kadar süren meşhur kızıllığını yakalayabilecektik. Eğer bölgede tanıdıklarınız varsa bilgi alıp gezi tarihinizi bu haftalara getirmekte fayda var.

savsat_karagol_003

Şavşat Karagöl, Borçka Karagölden daha küçük bir göl. Derinliği yaklaşık 30 m.  Gölde Sazan Balığı ve ilginçtir 11 çeşit akvaryum balığı yaşıyormuş. Akvaryum balıkları vakti zamanında burada çalışan bir görevli tarafından bırakılmış. Şu anda göle uyum sağlamışlar ve gölün her yerinde bu akvaryum balıklarını görebiliyorsunuz.

savsat_karagol_004

Göl çevresinde rahat yürünebilecek yorucu olmayan ve çok güzel bir parkur var. Yaklaşık yarım saatlik bir gezinti yapılabiliyor. Piknik yapmak için de masa ve alanlar mevcut.

savsat_karagol_005

Eğer piknikten hoşlanmıyorsanız ufak bir tesis restoran ve pansiyon hizmeti veriyor. Burada konaklayabilir, yemek yiyebilir ve kiralayacağınız sandal ile gölde gezinti yapabilirsiniz. Kürek çekmenin zor bir şey olduğunu burada öğrendim. Yaklaşık 20 Dakikalık gezinti nefes nefese kalmanıza yetiyor.

savsat_karagol_007

Günün sabah ve öğleden sonra saatlerinde yapacağınız iki ayrı turla gölü tüm açılardan fotoğraflayabilirsiniz. Ben öğleden sonra çekebildiğim için ışık sadece bu açıdan uygundu.

savsat_karagol_008

Araçla gelmek için aşağıdaki rotayı kullanın: