kars

Uzak Şehir

Bu defa fotoğraflar biraz gecikmeli de olsa Kars’tan. Yaz başında bir arkadaşımızı ziyaret için gittiğimiz şehirde fazla kalamadık ama paylaşacak birkaç fotoğraf çekebildik.

Kars aslında şaşkınlık verici bir yer. Konumu, iklimi, insanları, mimarisi ve kültürü ile aslında uzun uzun gezilecek ve üzerinde konuşulacak bir şehir. Ancak benim ilgi alanım fotoğraf olduğu için çok fazla konuşmadan çektiğimiz fotoğraflardan bazılarını paylaşacağım.

kars

Yukarıda da dediğim gibi şehrin çok güzel bir mimarisi var. Sokaklar düzenli ve şehir tarihi binalarla dolu. Ancak bu binalar o kadar bakımsız kalmış ki insan nasıl olup da bu kadar ihmal edilebildiğine şaşırıyor. Hatta bırakın bakımsız kalmasını taş duvarların üzerine sıva yapılıp boyandığını bile duyduk.

kars

Burası Kars’ın meşhur peynir ve balından aldığımız dükkan. Fiyatlar çok ucuz olduğu için asıl lezzetli bal ve peynirini alamadığımızı fark ettim. Ancak yine de güzeldi.

kars

Şehre gittiğinizde gezilecek en önemli mekanlardan birisi kale.

kars

[ads]

Kaleden aşağıya baktığınızda da göreceğiniz manzara bu. Kars’ın deniz seviyesinden yüksekliği tamı tamına 1768 metre. Böyle yükseğe çıkıp dümdüz şehre baktığınızda hiç de o kadar yüksekte bulunabileceğini kavrayamıyorsunuz. Ancak hissettiğiniz soğuk hemen bunu fark ettiriyor.

kars

Bunlarda geçerken fotoğraflarını çektiğimiz harika çocuklar.

kars

 

kars

Aşağıdaki fotoğraf da Ani harabelerinden bir kare. Eğer burayı görmediyseniz mutlaka ama mutlaka görmelisiniz. Aslında sadece burayı görmek için bile Kars’a gidilebileceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Gitmeden önce Ani şehrinin tarihini okumanızı tavsiye ederim. Gerçekten şaşırtıcı derecede büyük bir şehir varolmuş burada.

kars

Bu vadi ise Türkiye ile Ermenistan’ı ayıran bir vadi. Şehir sırtını bu vadiye dayamış durumda. Geçmişte şehrin güvenliğini sağlayan en büyük unsur bu vadiymiş.

kars

 

kars

 

kars

Kars’ı gezdikten sonra İshak Paşa Sarayı’nı görmek üzere Doğubayazıt’a doğru yola çıktık. Yol boyu karşımıza çıkan köyler görülmeye değer. Hiç aklımdan çıkmayan şey kışın eksi 40 derecelere inen soğukta bu insanların yaşamını nasıl sürdürdükleri ve çok uzun süren kış boyunca neler yaptıklarıydı.

kars

Aşağıdaki fotoğrafta buluna teyze bize kıyının karşısında bulunan Ermeni köylerinden bahsediyor. Yukarıda fotoğrafı bulunan vadinin devamı olan bir dere bu. İlginçtir iki taraf bu kadar yakın olmasına rağmen hiç iletişime geçmiyorlarmış.

kars

 

ishak paşa

Evet işte bu da meşhur İshak Paşa Sarayı. Gerçekten etkileyici bir yapı. Şansızlığımız yağmurlu ve kapalı bir günde geldik. Vakit sıkıntısı nedeniyle de çok fazla fotoğraf çekemedim.

ishak paşa

Son olarak da tabi ki Doğubayazıt’ın meşhur kaçak ürünler satan onlarca iş hanından bir kaçını gezdik. Aşağıda çeşit çeşit sigara paketlerini görebilirsiniz. Bu arada gerçekten çok ucuzlar. Ülkedeki sigara tüketimi hesaplanırken bunların dahil edilmediği aklıma geldi de, sanırım mevcut oranlara bir yüzde on eklemek gerekli.

doğubayazıt

direkler_03

Konu Bulamıyorsan Direkleri Çek!

Son bir kaç aydır eski fotoğrafları düzenliyor ve temizliyorum. Bu sayede yüzlerce fotoğrafı silip, hard disklerimde onlarca GB’lık yer açtım. Ancak bazı fotoğrafları silmeye kıyamadığım gibi ne yapacağımı da bilemediğimden yeri geldikçe burada paylaşmaya karar verdim.

direkler_01

Bu fotoğrafları sabahın çok erken saatlerinde bir gezi için yola çıktığımızda çekmiştim. Yolda uyuyamadığım için can sıkıntısından etrafı çekeyim diye düşündüm. Çevrede de direklerden başka bir şey olmayınca doğal olarak bu fotoğraflar ortaya çıktı. Gökyüzü ayrı güzeldi ancak direklerin dizilimi de çok hoşuma gitmişti.

direkler_02

Arkadaşların acelesi olduğu için tamamı arabanın içinden ve hareket halindeyken çekildi. Ek olarak belirteyim, renkler aynen bu şekildeydi, hiç bir oynama yapmadım, jpg leri olduğu gibi küçültüp buraya yükledim.

direkler_03

 

direkler_04

 

direkler_05

 Sabahları uyuyarak ne kadar harika şeyleri kaçırıyoruz değil mi?

 .

ulus gezisi

Ulus’tan Kale’ye Yürüyüş

Gerek öğrenciliğimde gerek son birkaç yıldır Ankara’da yaşamama rağmen buranın meşhur müzelerini hala görmediğimi konuşup dururduk. Sonunda eşimin de isteğiyle hafta sonu atlayıp Ulus’a geldik. Müzelerin çok meraklısı olmadığım için fotoğraflarım da müze fotoğrafından çok müzeye giden yol fotoğraflarından oluştu. Yol boyu çektiğim bu fotoğraflardan bazılarını sizle paylaşayım dedim.

ulus gezisi

Ankarayı az çok tanıyanlar bilir. Ulus, Ankara’nın eski merkezidir. İlk meclis binası, müzeler, tarihi binalarıyla zaten bunu hemen fark edersiniz. Ancak daha çok daha düşük gelirli insanların uğradığı, alış veriş yaptığı, kalabalık ve ilginç bir merkez. Geceleri de, bar-pavyon benzeri yerlerin yoğun olarak toplandığı bir mekan olduğu için, oldukça hareketlidir.

ulus gezisi

Çoğu turist grubu da bu tarihi dokusu ve kalabalığı nedeniyle burada kalıyor. Aslında Ankara’nın tek görülecek yeridir. Başkent olmasının verdiği gazla sonradan gelişen Kızılay, Çankaya, Bahçelievler gibi bölgelerinden daha kimlikli bir yer.

ulus gezisi

Gezimize Ulus Atatürk Heykeli’nden başladık. Burada biraz fotoğraf çektikten sonra tarihi meclisi dolaştık. Meclis binası müze haline getirilmiş ancak tek katını gezebiliyorsunuz ve içinde görmeye değer fazla bir eser bulamadık. Ama gitmişken görmekte yarar var.

ulus gezisi

Bu fotoğraflar ise Ulus’tan Ankara kalesine giden yolda çekildi. Kale yolunda Anadolu Medeniyetleri Müzesi var. Kaleye çıkmadan önce müzeye de uğrayın.

ulus gezisi

 

ulus gezisi

Aşağıdaki fotoğraf ise Kale’ye çıkan yokuştan çekildi. Burada göreceğiniz üzere Ankara’nın bu bölgesi son zamanlarda hızlı bir düzenleme çalışmalarına alındı.

ulus gezisi

Bir anlamda iyi bir şey gibi görünüyor ama yapılan düzenleme doğallıktan uzak ve restorasyon olmayıp yeniden yapılan binalardan oluşuyor. Sonuç olarak tarihi bir doku yerine maket şehir görünümü veriyor.

[ads]

ulus gezisi

 

ulus gezisi

 

ulus gezisi

Yukarıdaki arkadaşlar da çocukken tahtaya çiviler çakarak ve bozuk para ile oynadığımız futbol oyununu oynuyorlardı. Uzun yıllardır görmemiştim oynayan.

ulus gezisi

Bu fotoğraftaki kişi ise Kale içerisinde kabakları oyarak ve çeşitli boncuklar işleyerek harika lambalar yapan Yücel bey. kendisi çok ilgili ve sıcak kanlı birisi. Çok güzel işler yapmasına rağmen biraz reklama ihtiyacı var. Bu nedenle sıradaki yazımda buranın reklamını yaptım. Okumak için burayı tıklayın.

ulus gezisi

 

[box]Fotoğraflar: Samsung NX1000 + 20mm f2.8[/box]

boncuk koyu

Marmaris’ten Günübirlik Kaçış: Boncuk Koyu

Bu yaz tatilini Marmaris ve civarından geçirdik. Marmaris merkezdeki oteli erken rezervasyon indirimi ile internet üzerinden almıştık. Zaten ilk gün denizin halini gördükten sonra bir daha Marmaris merkezde denize girmedik. Yine bu otelde konaklayarak çevredeki daha sakin ve temiz yerlere günübirlik geziler yaptık. Bu yazıda da Marmaris’ten günübirlik kaçıp güzel bir gün geçirebileceğiniz güzergahı tanıtacağım size. Sabah (yola erken çıkmanızı tavsiye ediyorum) kahvaltınızı da keyifle yapacağınız, denize girip dinlenebileceğiniz keyifli bir rota çizdim size.


Daha Büyük Görüntüle

Biz gezimizi Marmaris merkezli yaptığımızdan yolu da  Marmaris üzerinden verdim. 30km’lik yolun büyük kısmı oldukça düzgün. yer yer stabilize ve biraz dar yolları var ama hiç sorunsuz arabanızla seyahat edebilirsiniz.

01

İlk durağımız kahvaltınızı yapacağınız Saklı Göl (Haritada “D” harfi ile işaretli). Gerçekten de adını hak eden bir göl. Çünkü yol boyunca çevrede karşınıza böyle güzel bir gölün çıkabileceğine ilişkin bir emare yok. Saklı Göl’e ulaşmak için Marmaris’ten Akyaka’ya giderken yaklaşık 13. km’de Sedir Adası yoluna sapıyorsunuz. Bu ayrımdan Saklı Göl tabelalarını takip ederek 10 dk. bir seyahat sonrası tesise ulaşıyorsunuz. Burada gerçekten çok geniş alana yayılmış bir kamp alanı var. Ata binmek, ATV sürmek mümkün. Çocuklar için de geniş oyun parkları var. Bu nedenle çocuklu aileler için çok uygun bir mekan.

02

Aşağıda fotoğrafta gördüğünüz gibi düzgün ve temiz bir restoran bölümü var. Sanırım geceleri canlı müzik falan da oluyor. Burada göl kenarından oturmak çok keyifli. Göl içinde onlarca kaplumbağa hemen size doğru yüzmeye başlıyor. Sanırım ziyaretçiler düzenli olarak besliyor bunları. Böyle telaş içindeki onlarca kaplumbağayı bir arada görmek nadiren mümkündür.

03

Burada bir şeyler atıştırdıktan sonra tekrara arabanıza binip Sedir adası tabelalarını takip etmeye başlıyorsunuz. Yaklaşık 20 dk’lık  yolculuktan sonra aşağıda fotoğrafını gördüğünüz iskeleye ulaşıyorsunuz (Haritada “B” noktası). Burada aracınızı otoparka bırakıyor ve sedir adasına gitmek için tekneye biniyorsunuz. Sedir adasına giriş ücretli ancak Müze Kartı geçerli. Müze kartınız varsa mutlaka yanınızda taşıyın.

[ads]

10

İskelede teknenin hareket saatini beklerken buradaki kafede bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Gerçekten harika bir tadı var buranın. Seviyorsanız burada buz gibi bir bira içmenizi tavsiye ederim.

11

Teknenin hareket saati geldiği zaman aşağıdaki fotoğraftaki şekilde Sedir adasına doğru yola çıkıyorsunuz. Sedir adası aslında arkeolojik bir alan. bu nedenle güzel ve küçük bir sahili olmasına rağmen koruma altında olduğu için bazı kısıtlamalar mevcut.

12

Ada içerisinde aşağıda gördüğünüz tahta yollar üzerinde dolaşıyorsunuz. Çok güzel bir denizi ve kumsalı var ancak kumsalın büyük kısmı kapalı. Bir kenardan merdiven ile girip yüzebiliyorsunuz.

13

Şezlong ve şemsiye için ek bir ücret ödemiyorsunuz. Ada üzerinde yiyecek ve içecek ihtiyacı için bir tane kafe mevcut. Bizim gittiğimiz döneme mi özgü bilmiyorum ama genel olarak sakindi. şezlonglarda yer bulmakta zorlanmadık.

14

Denize girip biraz dinlendikten sonra adanın tarihi bölümlerini dolaşabilirsiniz. Bu bölümlerin büyük kısmını yine tahta platformlar üzerinde dolaşıyorsunuz. Bu nedenle aslında oldukça konforlu bir gezi oluyor.

15

Tekrar tekneye atlayıp iskeleye döndükten sonra aracınıza binip Boncuk koyuna doğru yola çıkabilirsiniz. Yola kaldığınız yerden devam edip tabelaları takip ediyorsunuz. Yaklaşık 15 dk’lık yolculuktan sonra Boncuk koyu girişini, girişte de aşağıdaki tabelayı göreceksiniz. Tabelada vurgulandığı üzere burası biraz daha muhafazakar bir tesis. Öncelikle alkol bulunmuyor. Yiyecekler de pek iç açıcı değil. Tavsiyem burada da kahvaltılık birşeyler atıştırın. Bunun dışında fiyatlar oldukça uygun ve çok güzel bir tesis. Tabelada yazan sıfırlar gerçek.

04

Deniz kıyısında bulunan palmiyeler deniz keyfini sıcaktan bunaltmadan yaşatıyor. Benim gibi sıcaktan nefret edenler için burası bulunmaz bir yer. Denizi de yine çok temiz.

05

06

Burada kamping alanı da bulunuyor. Çadır kurabilir veya karavanınızla gelebilirsiniz. Aşağıda görebileceğiniz gibi oturma ve dinlenme bölümleri bulunuyor. Çok uygun fiyata sandalye, masa ve şezlong kiralayarak, deniz kenarında da oturabilirsiniz.

07

08

09

Evet bu günün son durağı da burasıydı. Eğer Marmaris’in kalabalığı ve bulanık denizini sevmediyseniz bir gününüzü buraya ayırmanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Bu yazıdan sonra günübirlik Datça yarımadası yazısı da sırada. Fırsattan istifade onun da reklamını buradan yapayım..

Ayrancı Antika Pazarı Ankara

Ayrancı Antika Pazarı

Blogu takip edenler bilir. Aralık ayında Ulus bit pazarı gezisi gerçekleştirmiş, fotoğraflarını da burada yayımlamıştım. Ayrancı antika pazarı gezisini de aslında o gezimizden bir ay sonra gerçekleştirmeme rağmen fotoğraflarını ancak yayımlayabiliyorum.

Bilmeyenler için tekrar hatırlatayım, Ayrancı Antika Pazarı her ayın ilk pazar günü ayrancı pazar yerinde açlıyor. Kızılay Güvenpark’tan Ayrancı dolmuşlarına binerseniz 10 dk içinde pazar yerine ulaşabilirsiniz. Küçük bir not daha, fotoğrafları Samsung’un aynasız modeli NX1000 ile çektim. Boyundan büyük işler başaran bir fotoğraf makinesi olduğunu belirteyim

Adı antika pazarı olmakla beraber antika ile bit pazarı arasında kalmış bir pazar olarak buradan her bütçeye ve zevke uygun şeyler bulabilirsiniz. Benim asıl merakım eşya satın almaktan çok insanları ve satılan ilginç eşyaları izlemek. Çocukluğunuzdan kalan bir şeylere rastlamak ve arkadaşlarınıza bunlardan bahsetmek ise ayrı bir keyif. Aslı’ya uzun zamandır anlatmaya çalıştığım, eskiden evlerde bulanan mermer veya camdan küp şeklindeki dev çakmaklardan bile bir tane bulup kendisine gösterebildim burada.

Pazarın meraklıları oldukça fazla. Her yaştan ve kesimden insana rastlamak mümkün. Çocuklar da bazen satıcı bazen de alıcı olarak karşınıza çıkabiliyor. Örneğin  yukarıdaki tezgah bu aileye ait. Her ay görüyorum kendilerini.

Çeşitli TV kanalları da burada sık sık çekim yapıyor. Yukarıda küçük bir röportaja denk geldim ve tüm ekipmanı Philips kulaklık ve Handycam’den oluşan minimalist kameraman ve spikerini iş başında görüntüleme fırsatım oldu.

Plak meraklıları için de burası değerli bir yer. Ancak iyi bir şeyler bulabilmek için her ay düzenli olarak ve sabah erken saatlerde gelmelisiniz. Ek olarak tavsiyem beğendiğiniz plağı bulduğunuzda heyecanınızı belli etmeyin. Çünkü bu pazardaki hiçbir şeyin kesin bir fiyatı yok. Satıcılar gözünüzdeki parıltıyı, dudağınızdaki ufak titremeyi dahi yakalayıp ona göre fiyat veriyorlar.

Bu taktiğim tüm pazar için geçerli aslında. Hatta diğer yazımda belirttiğim gibi giyiminize de dikkat edin. Dolabınızdaki eski ve basit giysilerinizi seçmenizi tavsiye ederim.

Bazen gözünüze kestirdiğiniz eşyaya bir kaç aylık takip sonunda istediğiniz fiyata sahip olabilirsiniz. Düzenli olarak gelmeye başlayınca eşyalar tanıdık gelmeye başlıyor. Her seferinde sorarak istediğiniz fiyata inip inmediğini takip edebilirsiniz. Zaten iki ayda satılmadıysa istediğiniz fiyata indirme şansınız yüksek.

 

Pazarda satılan eşyalar o kadar çeşitli ve renkli ki kısa sürede insanı yoruyor. Eğer böyle şeylerin meraklısı iseniz tüm pazarı gözden geçirmeniz yarım günü alıyor.

[ads]

Sanırım bunu düşünerek pazar yerine çay gözleme vb. şeyler satan bölümler de kurulmuş. Küçük bir ara verip enerji toplayarak pazarı gezmeye devam edebilirsiniz.

 

Bit pazarında olduğu gibi burada da eski ve ilginç fotoğraflar var. Bu fotoğraflardan bir seri derleyerek, kendinize köklü bir aile geçmişi olan biri izlenimi bile verebilirsiniz. Örneğin üstteki fotoğraflardan birini albümünüze koyup, büyük dedeniz olarak tanıtsanız kimse itiraz etmez sanırım.

Çamlıca gazoz şişeleri de yavaş yavaş antika pazarına düşmüşler. Geçtiğimiz yıllarda kapağı açılmamış bir gazoz şişesinin e-bay üzerinden binlerce dolara satıldığını duymuştum. Bu eşyalara değerini veren bu eşyalarla ilgili yaşantılara özlem sanırım. Anılara değer biçilemediği için bir şişe binlerce dolar edebiliyor.

İnsanları bu tarz eşyaları toplamaya iten, geçmişlerinden gelen bazı psikolojik süreçler olduğunu düşünüyorum. Sorun belki geçmişleriyle vardır ya da bugünü ile ilgili. Ama kesin bir sorun var. Koleksiyoncu arkadaşlar alınmasın, hepimizin çözemediği bir şeyler var. Ben de çoğu zaman gördüğüm ve geçmişte yaşamımın bir parçası olmuş eşyaları almamak için kendimi zor tutuyorum. Ancak başlayınca bunun sonu gelmiyor. Neyi alıp neyi almayacaksınız, aldığınız bu eşyaları nereye koyacaksınız ve kimlere göstereceksiniz vs. vs.

Yazıyı bitirmeden son bir bilgilendirme yapayım. Antika pazarı her ayın üçüncü pazarı Çayyolu Semt Pazarı yerinde de kuruluyor. İlk pazarı kaçırırsanız orada yakalayabilirsiniz. Pazar esnafının bir de derneği var. Dernek web sayfasına buradan ulaşabilir, duyuruları takip edebilirsiniz. Sormak istediğiniz veya eklemek istediğiniz birşey olursa yorum bölümüne yazın.

 

 

ankara bit pazarı

Yok Artık Dedirten Pazar: Ulus Bit Pazarı

Geçtiğimiz haftalarda Aslı ile uzun zamandır gitmeyi planladığımız ancak bir türlü fırsat bulamadığımız bit pazarı gezimizi gerçekleştirdik. Arkadaşımız Bilal olmasa yine zor gidecektik gerçi.




Ankarada iki tane bit pazarı, bir tane de antika pazarı bulunuyor. Bit pazarının birisi Cebeci kapalı pazar yerinde her pazar açılıyor. Diğeri ise Ulus semtinde. Asıl açık olduğu gün pazar olmasına rağmen cumartesi de birkaç tezgah görülebilir. Tabi dükkanlar hergün açık. Antika Pazarı ise ayın ilk pazarı Ayrancı kapalı pazar yerinde açılıyor. Sanırım yakın zamanda Ümitköyde de açılmaya başlamış, ancak ayın hangi pazarı tam hatırlayamıyorum. Öğrenince güncelleyeceğim.

Antika pazarı, gidince size çok para harcatacak bir yer. Artık satıcılar ellerindeki eşyanın değerini biliyorlar ya da almaya çalıştığınızda gözünüzdeki parıltıya göre bir fiyat veriyorlar. Alırken isteksiz görünün ve pazarlık yapın. Giyiminizi de seçerken dikkat edin. Çoğu satıcı fiyat vermeden önce sizi bir süzüyor, ona göre fiyat veriyor. Örneğin arkadaşımız Bilal taktığı fular yüzünden hep yüksek fiyatlar aldı. Bana verdikleri fiyatların daha düşük olduğunu farkedince gardrobumu tekrar gözden geçirmeye başladım.

Bit pazarına geri dönersek; benim burada fotoğraflarını paylaştığım Ulus bit pazarı. Cebeciden çok iyi fotoğraflar alamadığım için bunları paylaşmadım. Ayrıca kısa zaman içinde Ayrancı antika pazarına da bir gezi planlıyoruz. Hazır olduğunda buranın fotoğraflarını da paylaşacağım.

Fotoğraflardan gördüğünüz gibi aklınıza gelecek her türlü şeyi bu pazarda bulabilirsiniz. Hayal gücüne sığmayacak bir çeşitlilik var. Mesela yukarıdaki fotoğraflardan birinde, televizyonun üzerinde çocukluğumun meşhur tavuklu masa saati duruyor. Bu saat pazarda dikkatimi çekmemişti. Eve geldikten sonra fotoğrafları incelerken gördüm. Hatta arkadaşımız Yaşar, az kullanılmış bulaşık süngeri satıldığına da şahit olmuş.

[ads]

 

Sokak boyunca büyük tezgahlar kurulabildiği gibi aşağıdaki gibi birbirinden alakasız 3-4 parça eşyanın sunulduğu mini tezgahlar da bulunuyor.

 

 

Gezinin ilginç anlarından birisi aşağıdaki fotoğraflara rastladığımız zamandı. Yıllar öncesinden yüzlerce siyah beyaz aile fotoğrafı tezgahta satılıyordu. Çoğunun arkasında el yazısı ile tarihler ve küçük notlar var.

Örneğin alttaki fotoğrafta 12.12.1982 tarihini görebilirsiniz. İnsan, bu fotoğraflardakilerin şu anda nerede olduğunu ve neler yaptığını merak etmeden duramıyor.

 

Aşağıdaki fotoğraflar ise bit pazarı civarında eski eşyalar satan bir dükkandan. Dükkan sahipleri ile yaptığımız ufak sohbetten sonra buranın oldukça meşhur olduğunu anladık. Antika meraklısı müdavimleri oldukça fazlaymış.

Alttaki afiş, pantolonunu çıkarmadan kadınlarla birlikte olabilen Aydemir Akbaş’ın bir filmine ait. Bir Star Wars afişine de 250TL fiyat istediler. Meraklısı varsa hemen gidip alsın. Türkiyede satılık olarak çok fazla kaldığını sanmıyorum.

İçeride çok fazla detay var, bunları yakalayabilmek için acele etmemeniz ve ciddi zaman harcamanız gerekiyor. Bu detaylar benim kuşağımın zaman zaman gözlerini doldurabiliyor. Gençlik ve çocukluğunuzdan yüzlerce eşya görebilirsiniz burada.

 

 

Yukarıdaki fotoğrafta Aslı, Madonna’nın gençlik fotoğrafı gerisinde, dükkan çalışanlarından birisi ile sohbet ediyor. Platin saçlı ve kalın siyah kaşlı Madonna’yı görmeyeli çok uzun zaman olmuştu.

İşte öyleyken böyle… sormak veya bilgi almak istediğiniz bir şey olursa üstteki iletişim veya alttaki yorum bölümünden bana ulaşabilirsiniz.

Clémentine: Bir Çocukluk Travması…

Yaklaşık 2-3 sene önce, gençlere danışmanlık yaptığım merkezde çalışırken “faydasını görürüm belki” düşüncesiyle Transaksiyonel Analiz (bir psikoterapi yaklaşımı) eğitimine katılmıştım. Bu eğitimlere, katılım ücreti, yol, konaklama derken hatırı sayılır paralar harcıyorsunuz. Neyse, bu eğitimde hocamız olan Füsun hanım (Akkoyun) bir ara herkesten gözlerini kapatmalarını istedi. Çeşitli gevşeme telkinlerinde bulunduktan sonra çocukluğumuzdan kalan ve ilk aklımıza gelen çizgi film karakterini söylememizi istedi. Sonrasında herkes bulduğu karakterler üzerine (Heidi, Büdü, Çiçek Kız vs.) çözümleme üzerine çözümleme yaptı. Bu karakterin kişilikleri üzerine etkilerini fark edip verdikleri paranın hakkını sonuna kadar aldılar. Benim gözümün önüne gelen çizgi film karakteri ise turuncu saçlı Clémentine olmuştu.  Ancak ne onlar Clémentine’i hatırladılar, ne de ben o çizgi filmin tuhaf ve korkunç dünyasını onlara anlatabildim. Bu olaydan uzun süre sonra Clémentine tekrar karşıma çıktı. Ben de burada yazmaya karar verdim. Belki başka bir zaman da kişiliğim üzerindeki etkilerini paylaşırım.

Clémentine, 1985 yılında yayına başlamış Fransız ve Japon ortak yapımı bir çizgi film. Çizgi film, animasyon dünyasında öyle kilometre taşı, dönüm noktası gibi bir konumu olmadığı gibi tam tersi animasyon otoriteleri tarafından pek önemsenmemiş ve zamanla da unutulmuş. Ama internette biraz taradığımda benim kuşağım üzerinde çok büyük etkisi olduğunu gördüm. Her kim birşeyler yazdıysa, üzerlerinde bıraktığı derin etkiyi bir şekilde hissedebilirsiniz. Hatta ekşi sözlükte Clémentine için en az 30 sayfalık giriş yapıldığını gördüm. Diğer sözlük vb. siteleri saymıyorum. Hemen hemen herkesin ortak noktası ise bu garip ve travmatik çizgi diziyi korkarak izlemelerine rağmen tebessümle hatırlamaları.

Aslında çocuklara izletilmemesi geren bu çizgi filmin konusunu Clémentine isimli küçük kızın yaşadıkları oluşturuyor. Clémentine daha ilk bölümde bir uçak kazası geçirir ve bacakları felç olur. Peşinde ise (sebebini bilmediğim veya hatırlamadığım) Malmoth isimli ateşten oluşmuş, şeytanvari bir yaratık vardır. Malmoth her bölümde Clémentine’in peşine düşmekte, ona veya çevresindekilere zarar vermeye çalışmaktadır. Clémentine’i Héméra isimli bir peri korumakta, zaman ve mekan içerisinde çeşitli yolculuklara çıkarmaktadır.

Buraya kadar normal gibi görünüyor. Ancak günümüzde yayınlanmış olsa psikologları ve anne babaları yerinden zıplatacak, keseceği cezalarla RTÜK’ü zengin edecek içeriklere sahipti Clémentine. Mesela Malmoth adlı ateşten yaratık (o yaşlarda çok korkutucu geliyor) Clémentine’e zarar vermek için görevlendirdiği insanlar başarısız olunca, onları çeşitli sürüngenlere, böceklere dönüştürmekte, zaman zaman ateşe atarak yakmakta, benzeri işkencelere maruz bırakmaktaydı. Yine bir bölümde 10 yaşında olan Clémentine ölüler dünyasına gidebilmek için zehir içip kendini öldürmüştü.

Bu yazıyı yazmaya karar vermem, bir kaç gün önce bir web sitesinde birinci bölümüne (Türkçe altyazılı) rastlamamla oldu. Bölümü olduğu gibi bilgisayarıma indirdim ama yıllar önceki bıraktığı etkiye zarar vermesinden korkarak için izlememeye karar verdim. Sanırım hafızamda Clémentine’in, yıllar öncesinden hatırladığım haliyle kalmasını istiyorum. Olur da izlemek isteyen çıkarsa burayı tıklayarak izleyebilirsiniz. Ancak harika başlangıç jeneriğini paylaşmadan olmaz.

Dizinin senaristi ile yapılmış bir röportajı da buradan okuyabilirsiniz.

.

Yedigöller

Yedigöller’de Nerede Kalınır?

Bu yazıyı 4 yıl önce yazmışım, ancak bugün (20 Ekim 2016) itibariyle yeniden üzerinden geçtim. Tüm bilgiler güncel ve bağlantılar çalışır haldedir. Ayrıca geçen hafta bu bölgede tek gecelik bir kamp yaptık. Basit bir kamp rehberi özelliğindeki yazımı da okumak isterseniz burayı tıklayın.

Yedigöller gezisi kararımız biraz ani olduğu için konaklama ve gezi planı konusunda hazırlıksızdık. Bu nedenle birkaç saat içinde karar verip konaklama için rezervasyon yapmak zorunda kaldım. Konaklama konusunda sonuçtan memnun kalsak da güzergah ve gezi planımızda biraz sorun yaşadık. İlk sorun Google map’e güvenerek gidiş rotasını çizmemle oldu. Birkaç kez köy yollarında kaybolarak gezi ekibimizin bana olan güvenini hemen hemen tamamen yok ettim. Ancak konakladığımız pansiyonda oldukça keyifli zaman geçirmemiz kaybettiğim kredilerimin bir kısmını geri kazanmamı sağladı.

Öncelikle nasıl gidebileceğinizden bahsedeyim. Yedi göllere iki ayrı yoldan ulaşılıyor. Bursa – İstanbul yönünden geliyorsanız otoban üzerinden gelirken Bolu (Batı) çıkışından çıkıp şehir içine doğru girdiğinizde hemen soldan Yedigöller yoluna sapıyorsunuz. Bu yol yeni yapıldı, tamamı asfalt ve düzgün. Her tür araçla çok rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz.

Diğer yol ise Ankara tarafından gelenler için uygun olabilir. Mengen üzerinden gidip Kıyaslar köyü üzerinden Yedigöllere geçiyorsunuz.  Bu yol biraz daha konforsuz ama yine de ulaşım için sorun oluşturmuyor. Ayrıca aşağıda yazdığım  konaklama seçeneklerinden Hindiba Pansiyon ve Yedigöller Aile Pansiyonu bu rota üzerinde bulunuyor.

Gelelim konaklama seçeneklerine. Size dört seçenek önereceğim, birinde konakladık, diğerlerini de ziyaret ettik.

1. Seçenek: Çadır

Birinci ve en keyifli seçenek göllerin hemen yanı başında çadırla konaklama. Kamp ekipmanınız ve biraz da tecrübeniz varsa mutlaka bu seçenek değerlendirilmeli. Bizim gittiğimiz hafta sonu neredeyse 100’e yakın çadır vardı. Çadırda kalırsanız geceleri kamp ateşinde eğlenceli saatler geçirmeniz garanti. Önemli bir nokta, sabah saat 8:00’den akşam saat 20:00’a kadar kamp ateşi, mangal, tüp vb. şeyler yakmak yasak. Bu nedenle gündüz saatleri için yiyeceklerinizi hazır bulundurun. Yiyecek hazırlamadıysanız da sorun değil, milli park içinde bir kafeterya ve bir tane de restoran mevcut. Yani yiyecek ve içecek sorunu yok. Hava karardıktan sonra mangal, semaver veya alanda bulunan metal kovalar içinde kamp ateşi yakabiliyorsunuz. Belirli alanlar dahilinde, yakmak için odun toplamaya da müsaade ediliyor. Tuvalet bulunuyor ve temizlik açısından da fena değiller.

yedigoller_02

2. Seçenek: Hindiba Pansiyon

Burası göller yolu üstünde uğradığımız çok güzel ve konforlu bir pansiyon. Web sitesini incelerseniz farklı temalarda (çoğu garip isimli) etkinlikler ve paket programlar da düzenliyorlar. Yedigöller’e mesafesi biraz fazla, ancak bu pansiyonun çevresindeki doğal alan gölleri aratmıyor. Pansiyonun yakınlarında yürüyüş için parkurlar mevcut.

Konaklamak için birkaç seçenek var. Bunlardan birisi yukarıda gördüğünüz taş binalar ve aşağıda gördüğünüz ahşap evler. Ayrıca çadır seçeneği de var. Taş ve ahşap kulübeler merkezi sistem ile ısınıyor.

Restoran kısmında da yemek ve içecek çeşitleri yeteri kadar var. Bu nedenle rahatına düşkün olanlar ve “çoluk çocuk gelelim ama çocukları da üşütüp hasta etmeyelim” diyenler için bu pansiyonu tavsiye ederim.

Pansiyon geniş ve ağaçlık bir alana kurulmuş. Arazi düz olmadığı için inişli çıkışlı, köprülü, dere yataklı, çok güzel ve keyifli bir pansiyon ortaya çıkmış. Burada birşeyler yemek ve içmek çok ayrı bir zevk. Pansiyonun web sayfası için tıklayın.

Burada yemek yedikten sonra fazla vakit kaybetmeden rezervasyonumuzu yaptığımız pansiyona doğru yola çıktık. Sonbahar bu yolda seyehat etmek için çok uygun bir mevsim. Sanırım bizim ziyaretimizden bir iki hafta sonra sonbaharın renkleri kendini daha çok gösterecek ve daha da güzel olacak.

3. Seçenek Yedigöller Aile Pansiyonu:

Hindiba Pansiyonu geçip göllere doğru devam ettiğinizde Yazıcık Köyü’ne ulaşıyorsunuz. Bu köydeki pansiyonu bir aile işletiyor. Eko turizm bünyesinde desteklenerek hayata geçirilmiş. Bildiğiniz köy evi düzenlenerek konaklanacak hale getirilmiş.

Pansiyon çok temiz, çalışanlar güler yüzlü ve ilgili. Köy temasına zarar verilmeden tasarlanmış ve işletiliyor. Odanızda sobanızı yakıyor, horoz sesi ile uyanıp yer sofrasında kahvaltı ediyorsunuz.

Kahvaltı ise ayrı bir keyifti. Tahmin ettiğiniz üzere sıcak köy ekmeği, köy tereyağı, taze yumurta, soba üzerinden fokurdayan çaydanlık vs. vs.

.

Eğer burada konaklarsanız hemen göllere geçmeden köy içerisinde dolaşmanızı tavsiye ederim. Güzel bir yürüyüş parkuru mevcut.

.

Köy halkı da eko turizme uyum sağlamış, ilgili ve sıcakkanlılar. Köy halkından daha da sıcak kanlı olanlar ise köyün kedi ve köpekleriydi. Aşağıdaki fotoğrafta görebileceğiniz bu kadar da olmaz dedirten bir samimiyetleri var.

Yürüyüş sonrası tekrar geldiğimiz pansiyonun önünde kütükler üzerinde sohbet ve çayın keyfi harikaydı.

Sonra, Aslı pansiyonun broşüründeki fotoğraflarda gördüğü “ayakcın” denen şeyi sordu. Aşağıda denemelerimizi görüyorsunuz. Giderseniz mutlaka deneyin. Pansiyonun web sayfasına ulaşmak için tıklayın.

Pansiyona ulaştıktan sonra göllere yaklaşık 45 dakikalık yol kalıyor. Yol toprak ve bozuk bir yol. Yazıcık köyünden çıktıktan hemen sonra ufak tefek marketlerin bulunduğu bir yerleşim yeri var. Bir şeyler alacaksanız mutlaka buradan alın çünkü buradan sonra hiçbir market, büfe benzeri şey yok.

Biz biraz geç kaldığımız için gölleri pek gezemedik. Daha çok piknik gibi oldu ama tadı damağımızda kaldığı için kısa zamanda tekrarlamak niyetimiz var.

4. Bungalovlar

Bungalovlar, Yedigöller Milli Park’ı içinde bulunuyor. Burada konaklamadık, bu nedenle detaylı bilgi veremeyeceğim ama farklı konforlarda toplamda 18 tane kulübe var. Kulübeler 4’er kişilik ve fiyatlar da 250-350tl arasında değişiyor.

Sormak, bilgi almak istediğiniz bir konu olursa yorumlar veya iletişim bölümünden bana yazabilirsiniz.