Sonbaharda Tirilye

Bursa’ya taşınır taşınmaz, yaz sonunda Tirilye’ye gitmiştik. O zaman hazırlıksız gittiğimizden, yazlıkçıların şehirlerine döndüğü tenhalığı kollayıp makineleri kaptığımız gibi tekrar soluğu Tirilye’de aldık.  Trilye ismi, rivayete göre Rumlar döneminde yaşayan üç rahipten geliyormuş. 1963 de Zeytinbağı olarak değiştirilmiş ama halk Tirilye şeklinde dillendirmeye devam edince araya bir i harfi koyarak Türkçeleştirmiş. Bu defa Tirilye olarak tekrar değiştirilmiş.

Neyse tarihçe kısmını heryerden okuyabilirsiniz. Ben gelir gelmez yazmak için heyecanlandığım dolu dolu bir Tirilye gününü anlatayım. Mudanya ve Tirilye’ye gidenler hemen farkı görmüşlerdir, birisi betonlaşma yolunda hızla ilerlerken öteki yaşanmışlık kokan evlerinin ve sokaklarının keyfini sürmekte. 40dk uzaklıktaki büyük şehrin esamesi okunmuyor burada. Daracık sokaklar, küçük evlerin içindeki sıcacık gülümsemelere kapılıp gidiyorsunuz.

trilye_00

Bizim için bir şehri gezmek, o şehrin ara sokaklarını gezmek, o şehrin yaşayanları ile tanışıp sohbet etmek demek. Ancak böyle olduğunda gezi süreniz ne kadar olursa olsun, kendinizi gittiğiniz yere ait hissedersiniz. Tirilye’yi de böyle gezdik. Daracık sokaklardaki küçücük evlerin her birinin önü adeta çiçek bahçesi olmuş. Tenekeler, lastikler, kazanlar buldukları her çukur şeyin içine çiçekler dikmişler. Bu yüzden sokaklar her daim renkli ve güzel kokulu. Sabun yapımına denk geldiğimiz bu sokağada çiçeklerin güzelliğini fotoğraflayalım derken denk geldik. Zeytinyağı sabunu yapıyorlardı, Fatma teyze ve eşi. Onları fotoğraflamak için izin alırken kenarda oturan abla kıkırdamaya başladı; “Fatma abla, facebookta sen çıkıyomuşun, görmüşler seni hep, meşhur olmuşun” demesiyle bir kahkaha atıveriyor Fatma teyze’de. Zaten gelip çektiler beni diye başlıyor anlatmaya. Sıcak ayaküstü sohbetin ardından, hediye zeytinyağı sabunumuzu alp gezmeye devam ediyoruz.

trilye_01

Sonra soluğu 20-30 metre ileride Remzi Abi’lerin evinin önünde alıyoruz. Komşuluk, güler yüz derken sohbet derinleşiyor yine. Remzi Abi evini anlatıyor bize, küçücük bir evi var, bu evde doğup büyümüş. gitmeye hazırlanırken Salih eşiyle bir fotoğraf çekmek istediğini söylüyor, çok utanıyorlar ikisi de. Eşi utangaç ama istekli bir şekilde hemen elini Remzi Abi’nin omzuna atıyor ve bu güzel gülümseyişle ayrılıyoruz onlardan.

trilye_02

Sokaktan yukarı devam ederken deniz manzarası olduğunu tahmin ettiğimiz yöne doğru ilerliyoruz. Sokağın başında iki kadın iki erkek banka oturmuş denize karşı sohbet edip nar yiyorlar. Selam verip sokuluyoruz yanlarına, hemen narlarını bizimle paylaşıyorlar. Bu kadar detay anlatıyorum çünkü yanlarına sokulup selam verdiğiniz her kişi hemen sizi ağırlamaya çalışıyor, ayak üstü. Hatta selam vermeyenlere çok kızıyorlar haberiniz olsun. Ayak üstü bu 70 yaşındaki genç teyzeyle tafra yapan bir komşunun dedikodusunu bile yaptık. “gelinler geliyor buraya ” diye söze devam etti teyze, ama bazısı sahte bazısı organik gelinmiş. :) Sahte olanlar katalog çekimine gelenler, organik olanlar gelinliğine zarar gelmesin diye çekinen gelinlermiş. Anlıyormuş Teyze hemen hangisi organik, hangisi sahte. Buradan da ayrılıyoruz.

trilye_03

Şimdiki durağımız Dündar Evi. Burası aslında eski bir kilise binası, başlangıçta kilise mensuplarıın oturduğu lojman niteliğinde bir binayken. Sonrasında kiraya verilen bir ev olmuş. Ve biz gittiğimizde de artık ne yazık ki harabe halini almış. Kapı açıktı ve içeri girip merakla fotoğraflamaya başladık evin odalarını.

trilye_04

5 dk önce tanışsanız bile birilerinin sizi merak etmesi durumunu yaşamayalı çok olmuş. Evin içine girerken tanıştığımız teyzeler “nerde kaldınız merak ettik sizi” deyip gülümsediler.  Yaşlı olan 80 yaşındaymış, Selanik göçmeniymiş. Diğeri ise çok şen şakraktı.

Salih’in psikolog olduğunu duyunca , oğlunun rahatsızlığından bahsetti hemen, evlendir diyorlarmış oğlunu evlendirmem diyor. Bizde bu halde evlenemez herhalde karşı taraf için endişe ediyor diye düşünürken, “kızlar çok üzüyor kocalarını üzerler oğlumu” diyor, şaşkınlıkla birbirimize bakıp gülümsüyoruz.

trilye_05

Yukarıdan aşağıya doğru sokakları gezmeye devam ediyoruz. Önce kemerli kilisenin önünden geçiyoruz, ne yazık ki yıllara yenik düşmüş. Süregiden yaşantıya uyum sağlamış, çamaşırlar kuruyor şimdi gölgesinde.

trilye_06

trilye_07

Cıvıl cıvıl bir sokağa denk geliyoruz. Boyanmış su kabakları, rengarenk huniler büyük şehirden kaçıp gelen birisinin mekanı diye düşünürken. Hemen karşıdaki binaya ait olup ve eskiden de ahır olduğunu öğreniyoruz.

trilye_08

trilye_09

Bu şirin beldenin insanları gibi kedileri de çok rahat, sakinler. Her köşede, her yerde kediler görmeniz çok kolay. O kadar rahatlar ki burun buruna gelseniz dahi hiç kaçmıyorlar.

trilye_10

trilye_11

Aşağıya doğru devam ettikçe merkeze yakın yerde, Fatih Cami karşımıza çıkıyor. Fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere kiliseden devşirme bir cami. Eski adı Aya Tadori olan bu kilise şu anda hala cami olarak kullanılmakta.

trilye_12

Güzel bir balık ziyafetinden önce güneşi kaçırmamak için devam ediyoruz gezimize. Bir önceki gezimizde de tanıştığımız Recep Amca ile bir kere daha tanışıyoruz. Yeniden tanışıyoruz çünkü Recep amca çabucak unutuveriyor her şeyi. 150 yıldır bu ev kendilerininmiş Rumlardan kalmaymış, öyle anlatıyor. Tirilye diye aradığınızda karşınıza çıkan o ev bu işte.  Çay ikram ediyor, nazikçe geri çevirmek zorunda kalıp arka sokaklara dalıyoruz.

trilye_18

trilye_13

Ve burada Salih Abi’nin kahve teklifini geri çevirmemize fırsat kalmadan oturmuş, sohbet ederken buluyoruz kendimizi. Bu güzel kahve için eşi Şükran Abla’ya teşekkür ettiğimizde öğreniyoruz kahvenin Selanik’ten geldiğini. Selanik demişken Selanik’li olduğunu söylüyor, Atatürk’le aynı topraklardan olmakla gurur duyduğunu da eklemeden geçmiyor.

trilye_15

Taş Mektebi es geçiyoruz bu defa çünkü artık hava kararmaya başlıyor. Sahile doğru iniyoruz, iskeledeki kalabalığa yaklaşıyoruz, çıt çıkmıyor kalabalıktan herkes sessizce oltasına odaklanmış balık tutmaya çalışıyor. Yanımıza yaklaşan amca insanı en çok rahatlatan şeyin balık tutmak olduğunu söylüyor eğilerek, sonra o da sessizce oltasının başına geçiyor.

trilye_16

Tirilye gezisine noktayı Liman Restaurant’ta rakı balık keyfiyle noktalıyoruz. Bir daha gelmek üzere, vedalaşıp ayrılıyoruz Tirilye’den.

trilye_17

9 Replies to “Sonbaharda Tirilye

  1. Merhabalar.
    Öncelikle Bursa hayırlı olsun.
    Sizin adınıza çok sevindim.
    Orada da harikalar yaratıyorsunuz…

    Size daha önce sorduğum ve özenle cevapladığınız sorular sonunda Samsung NX20’de karar kılmıştım fakat ben alana kadar devir değişti sanırım:)
    Şimdi acaba Nikon V1 mi, Samsung NX 20’mi önerirsiniz?
    Bir de V1’in fiyatının düştüğünden bahsetmişsiniz, nerden ve kaça aldığınızı öğrenebilir miyim?
    Çok teşekkürler…

  2. Selamlar tekrar Fatma hanım teşekkürler, yazı eşime ait bu arada. Sorunuza gelirsek NX20 hala güzel bir makine ama fiyatı pek düşmedi. Piyasada çok fazla makine var artık. Olympus, fuji, samsung’un aynasız serileri çok başarılı. Hangisini alsanız üzülmezsiniz. Çok da geniş fiyat aralıkları var her bütçeye uygun. Hep dediğim gibi çekim amacı önemli biraz. Gündelik çekimler, hatıra ve gezi fotoğrafları için çok kafa yormaya gerek yok, bütçenize uyan bir makine alsanız yeterli.

  3. Selamlar…
    Çok teşekkür ederim ilginize.
    Evet, ihtiyacı karşılayan makinenin en iyi makine olduğunu bilmemize rağmen bir şey alırken yine de danışma ihtiyacı oluyor.

    Yeniden teşekkür eder, iyi günler dilerim…

  4. Merhaba,

    Doğayı, sokakları ve yeni yerler görmeyi seviyorum..ve haliyle fotoğraflamayı…Daha çok gezdiğim yerlerin veya bir doğal ortamın,bir yolun, bir canlının, bir manzaranın bana o an hissettirdiği duygularımı andıracak, renkleri, kıvrımları yakalayabileceğim hızlı bir makine istiyorum aslında.

    Ve manzaranın içine kendimi koyduğumda ya da bir insanı çektiğimde çektiğim ortamla kişiyi bütünleştirebilmek istiyorum.

    Bunun için makineden ziyade kendimi geliştirmem gerektiğinin de farkındayım aslında.

    Fiyat olarak, Samsung NX20’yi almayı planladığımdan 2000 TL civarında para verebilirim.
    Ama aynı özellik ve değerde başka bir makine varsa bu şart değil tabi.
    Nikon V1’le ikisinin arasında kalma sebebim de buydu. Aynı özelliklerle çekim yapabiliyorsa fiyatı düşen, uygun olan Nikon V1’i mi tercih etmeliyim diye bir çelişkide kalmıştım.
    Bunun dışında her kafadan bir ses çıktığı için çevremde fotoğrafçılığa ilgi duyan insanlar Canon 1100 D- (900 TL) almam önerisindeler…

    Vaktiniz olmazsa cevaplamanıza gerek yok, biraz sesli düşünerek paylaşmış oldum sanırım.

    Teşekkürler tekrar, kolay gelsin…

  5. Çok teşekkür ederim.
    Canon 1100 D, Canon 60 D ve Samsung NX20 dahil olmak üzere bütün seçenekleri eliyorum o zaman…
    Kendime (Olympus OM-D E-M10) yılbaşı hediyesi yapayım…

    İyi günler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir