Yedigöller’de Nerede Kalınır?

Bu yazıyı 4 yıl önce yazmışım, ancak bugün (20 Ekim 2016) itibariyle yeniden üzerinden geçtim. Tüm bilgiler güncel ve bağlantılar çalışır haldedir. Ayrıca geçen hafta bu bölgede tek gecelik bir kamp yaptık. Basit bir kamp rehberi özelliğindeki yazımı da okumak isterseniz burayı tıklayın.

Yedigöller gezisi kararımız biraz ani olduğu için konaklama ve gezi planı konusunda hazırlıksızdık. Bu nedenle birkaç saat içinde karar verip konaklama için rezervasyon yapmak zorunda kaldım. Konaklama konusunda sonuçtan memnun kalsak da güzergah ve gezi planımızda biraz sorun yaşadık. İlk sorun Google map’e güvenerek gidiş rotasını çizmemle oldu. Birkaç kez köy yollarında kaybolarak gezi ekibimizin bana olan güvenini hemen hemen tamamen yok ettim. Ancak konakladığımız pansiyonda oldukça keyifli zaman geçirmemiz kaybettiğim kredilerimin bir kısmını geri kazanmamı sağladı.

Öncelikle nasıl gidebileceğinizden bahsedeyim. Yedi göllere iki ayrı yoldan ulaşılıyor. Bursa – İstanbul yönünden geliyorsanız otoban üzerinden gelirken Bolu (Batı) çıkışından çıkıp şehir içine doğru girdiğinizde hemen soldan Yedigöller yoluna sapıyorsunuz. Bu yol yeni yapıldı, tamamı asfalt ve düzgün. Her tür araçla çok rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz.

Diğer yol ise Ankara tarafından gelenler için uygun olabilir. Mengen üzerinden gidip Kıyaslar köyü üzerinden Yedigöllere geçiyorsunuz.  Bu yol biraz daha konforsuz ama yine de ulaşım için sorun oluşturmuyor. Ayrıca aşağıda yazdığım  konaklama seçeneklerinden Hindiba Pansiyon ve Yedigöller Aile Pansiyonu bu rota üzerinde bulunuyor.

Gelelim konaklama seçeneklerine. Size dört seçenek önereceğim, birinde konakladık, diğerlerini de ziyaret ettik.

1. Seçenek: Çadır

Birinci ve en keyifli seçenek göllerin hemen yanı başında çadırla konaklama. Kamp ekipmanınız ve biraz da tecrübeniz varsa mutlaka bu seçenek değerlendirilmeli. Bizim gittiğimiz hafta sonu neredeyse 100’e yakın çadır vardı. Çadırda kalırsanız geceleri kamp ateşinde eğlenceli saatler geçirmeniz garanti. Önemli bir nokta, sabah saat 8:00’den akşam saat 20:00’a kadar kamp ateşi, mangal, tüp vb. şeyler yakmak yasak. Bu nedenle gündüz saatleri için yiyeceklerinizi hazır bulundurun. Yiyecek hazırlamadıysanız da sorun değil, milli park içinde bir kafeterya ve bir tane de restoran mevcut. Yani yiyecek ve içecek sorunu yok. Hava karardıktan sonra mangal, semaver veya alanda bulunan metal kovalar içinde kamp ateşi yakabiliyorsunuz. Belirli alanlar dahilinde, yakmak için odun toplamaya da müsaade ediliyor. Tuvalet bulunuyor ve temizlik açısından da fena değiller.

yedigoller_02

2. Seçenek: Hindiba Pansiyon

Burası göller yolu üstünde uğradığımız çok güzel ve konforlu bir pansiyon. Web sitesini incelerseniz farklı temalarda (çoğu garip isimli) etkinlikler ve paket programlar da düzenliyorlar. Yedigöller’e mesafesi biraz fazla, ancak bu pansiyonun çevresindeki doğal alan gölleri aratmıyor. Pansiyonun yakınlarında yürüyüş için parkurlar mevcut.

Konaklamak için birkaç seçenek var. Bunlardan birisi yukarıda gördüğünüz taş binalar ve aşağıda gördüğünüz ahşap evler. Ayrıca çadır seçeneği de var. Taş ve ahşap kulübeler merkezi sistem ile ısınıyor.

Restoran kısmında da yemek ve içecek çeşitleri yeteri kadar var. Bu nedenle rahatına düşkün olanlar ve “çoluk çocuk gelelim ama çocukları da üşütüp hasta etmeyelim” diyenler için bu pansiyonu tavsiye ederim.

Pansiyon geniş ve ağaçlık bir alana kurulmuş. Arazi düz olmadığı için inişli çıkışlı, köprülü, dere yataklı, çok güzel ve keyifli bir pansiyon ortaya çıkmış. Burada birşeyler yemek ve içmek çok ayrı bir zevk. Pansiyonun web sayfası için tıklayın.

Burada yemek yedikten sonra fazla vakit kaybetmeden rezervasyonumuzu yaptığımız pansiyona doğru yola çıktık. Sonbahar bu yolda seyehat etmek için çok uygun bir mevsim. Sanırım bizim ziyaretimizden bir iki hafta sonra sonbaharın renkleri kendini daha çok gösterecek ve daha da güzel olacak.

3. Seçenek Yedigöller Aile Pansiyonu:

Hindiba Pansiyonu geçip göllere doğru devam ettiğinizde Yazıcık Köyü’ne ulaşıyorsunuz. Bu köydeki pansiyonu bir aile işletiyor. Eko turizm bünyesinde desteklenerek hayata geçirilmiş. Bildiğiniz köy evi düzenlenerek konaklanacak hale getirilmiş.

Pansiyon çok temiz, çalışanlar güler yüzlü ve ilgili. Köy temasına zarar verilmeden tasarlanmış ve işletiliyor. Odanızda sobanızı yakıyor, horoz sesi ile uyanıp yer sofrasında kahvaltı ediyorsunuz.

Kahvaltı ise ayrı bir keyifti. Tahmin ettiğiniz üzere sıcak köy ekmeği, köy tereyağı, taze yumurta, soba üzerinden fokurdayan çaydanlık vs. vs.

.

Eğer burada konaklarsanız hemen göllere geçmeden köy içerisinde dolaşmanızı tavsiye ederim. Güzel bir yürüyüş parkuru mevcut.

.

Köy halkı da eko turizme uyum sağlamış, ilgili ve sıcakkanlılar. Köy halkından daha da sıcak kanlı olanlar ise köyün kedi ve köpekleriydi. Aşağıdaki fotoğrafta görebileceğiniz bu kadar da olmaz dedirten bir samimiyetleri var.

Yürüyüş sonrası tekrar geldiğimiz pansiyonun önünde kütükler üzerinde sohbet ve çayın keyfi harikaydı.

Sonra, Aslı pansiyonun broşüründeki fotoğraflarda gördüğü “ayakcın” denen şeyi sordu. Aşağıda denemelerimizi görüyorsunuz. Giderseniz mutlaka deneyin. Pansiyonun web sayfasına ulaşmak için tıklayın.

Pansiyona ulaştıktan sonra göllere yaklaşık 45 dakikalık yol kalıyor. Yol toprak ve bozuk bir yol. Yazıcık köyünden çıktıktan hemen sonra ufak tefek marketlerin bulunduğu bir yerleşim yeri var. Bir şeyler alacaksanız mutlaka buradan alın çünkü buradan sonra hiçbir market, büfe benzeri şey yok.

Biz biraz geç kaldığımız için gölleri pek gezemedik. Daha çok piknik gibi oldu ama tadı damağımızda kaldığı için kısa zamanda tekrarlamak niyetimiz var.

4. Bungalovlar

Bungalovlar, Yedigöller Milli Park’ı içinde bulunuyor. Burada konaklamadık, bu nedenle detaylı bilgi veremeyeceğim ama farklı konforlarda toplamda 18 tane kulübe var. Kulübeler 4’er kişilik ve fiyatlar da 250-350tl arasında değişiyor.

Sormak, bilgi almak istediğiniz bir konu olursa yorumlar veya iletişim bölümünden bana yazabilirsiniz.

Ölüdeniz Macera Kampı: Her Şeyin Bir Yaşı Var

Sizlerle, bu yaz başımızdan geçen “macerayı” biraz gecikmeli de olsa paylaşacağım. Amacım gelecek yaz bu kampta “macera” yaşamayı planlayanlara bir nebze olsun akıl fikir verebilmek ve mağduriyetimizin acısını yazarak da olsa hafifletebilmek.

Öncelikle bu kampa gitme fikri kız arkadaşım Aslı’dan geldi. Bir akşam heyecanla (kendisi onlarca kampanya sitesine üye olduğu için)  buranın makul fiyatlı kampanya linkini gösterdi. Geçmiş dönemki tecrübelerimden yazın ortasında ve Akdenizde bir kampın pek parlak bir fikir olmadığını biliyordum. Ancak bir psikolog olarak da en iyi öğrenme biçiminin yaşayarak öğrenme olduğunu da bildiğimden, bu fikri reddedip yıllarca “gitmediğim” kamp olarak kalacak bir anı yerine Aslı’ya deneyerek öğreneceği bir anı bırakmak istedim.

Gelelim kampa: kamp aslında Fethiye Ölüdenizde lagünün hemen üstünde bulunuyor. Sanırım yüksekliği 200-300m falan. Dik bir patikadan yürüyerek yaklaşık 20 dakikada lagüne inebiliyorsunuz. Ama asıl ulaşım, anayoldan Fethiyeye inerken görebileceğiniz seyir terasının hemen karşısında, bir orman yolundan sağlanıyor. İki buçuk kilometrelik yol yürüyüş için keyifli, araç için eziyetli bir yol. Biz Ford KA ile geldik, bir sorun yaşamadık ancak alçak bir aracınız varsa mutlaka altı yere sürtecektir. Ayrıca kamp sakinleri için belirli saatlerde servis olduğunuda belirteyim.

Yol boyu yer yer yukardaki harika manzara ve benzerlerini görebilirsiniz. Ama sıcaklığın çok yüksek olduğunu hatırlatayım. Yazı içerisinde birkaç kez daha hatırlatacağım bunu.

Kampın girişi, orman içinde iki bucuk kilometrelik yolu geçtikten sonra yukardaki şekilde sizi karşılıyor. Genel olarak renkli ve ilginç dekorlarıyla kampta eğlenceli zaman geçirecekmişsiniz gibi bir izlenime kapılıyorsunuz. Kampa girip görevli birini bulduktan sonra rezervasyonumuzu yaptırdığımız çadıra götürüldük.

Fethiyenin korkunç sıcağı ve nemi içerisinde bu çadırı görür görmez yanlış bir karar verdiğimiz anlaşıldı ve biraz daha fark ödeyerek ahşap kulübede kalmaya karar verdik.

Farkı ödeyip yukarıdaki sevimli kulübeye geçtik. Tabi kısa sürede o kadar sevimli olmadığını anlayacaktık. Öncelikle kulübe o kadar küçük ki içine sadece yatak sığıyor. Bir de tuvalet/duş için ayrılmış çok küçük bir bölüm daha var. Bu bölümün kapısı olmadığı için yataktaki kız arkadaşınızla göz göze tuvalet ihtiyacınızı giderebiliyorsunuz. Eğer bu tecrübeyi atlatırsanız aşkınızın perçinlenip sarsılmaz bir hale geleceğini garanti ederim.

Bu arada çadırda kalanlar yukarıdaki ortak lavabo ve tuvaletleri kullanıyorlar. Temizlik konusunda kampın pek parlak olmadığını söyleyeyim. Bize verilen kulübenin temizliği de yapılmamıştı. Ancak Orhan bize bu kampı Avrupanın en temiz kampı olarak lanse etmişti. Auschwitz kampının da bir zamanlar Avrupada olduğunu düşünürsek, en azından buranın en kötü olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Aslında bunu anlayışla karşılamak lazım. Bu sıcakta personel nasıl temizlik yapsın.

İlk günü kamp ve etkinlikler hakkında bilgi alarak geçirdikten hemen sonra kabus geceler başladı. Heryerde milyonlarca sivrisinek havanın kararmasıyla bizi ısırmaya başladı. Kulübenin heryerini kapatmış, onlarca sivrisineği darp etmiş olmama rağmen sabah uyandığımda Aslı’nın vücudunda 80 tane sinek ısırığı saydık. Benim ise sadece gövdemde 80 ısırık vardı. Bacaklarımdakini saymaya enerjimiz kalmamıştı. Burada iki geceden sonra kampın yöneticisi Orhan’a giderek arıza çıkarttık ve paramızı geri almaya çalıştık. Tabi cebe giren para kolay çıkmadığı için Orhan bizi kibarca reddederek betonarme binada kalabileceğimizi söyledi. Bu şartlar altında ben hemen eşyaları toparlayıp kampı terk etmeyi düşünürken Aslı’nın yaşayarak öğrenme içgüdüsü tekrar ortaya çıktı ve teklifi kabul ettik.

Evet sözü edilen yer ise yukarıdaki kulübe. Bu şartlar altında buranın rezidansı denebilir. Yanlızca şanslı ve çok zengin 2-3 çift kalabiliyor burada, o derece. Burada da geceleri geç saatlere kadar süren ve gereksiz derecede çok yüksek düzeyde müzik yayınının kurbanı olduk. Ses o kadar yüksek ki kampın kaçacak hiçbir yeri kalmıyor.

Kamp genelindeki şartlara gelince öncelikle düzenli bir elektrik yok, jeneratörle ara ara elektrik veriliyor. Kamp merkezinde bulunan bir Vınn cihazıyla biraz sorunlu da olsa internet ulaşımı var. Geceleri belirli bir saatten sonra jeneratör kapatıldığından mutlaka cebinizde hen an bir fener bulundurmanız gerekiyor. Orman içinde bulunduğu ve yerleşim yerlerine bir hayli mesafede olduğu için geceleri zifiri karanlık oluyor.

Yukarıdaki havuz bir yüzme havuzu. Bir filtrasyon sistemi yok. Birilerinin temizlediğini de göremedim. Bizim en fazla yaklaştığımız mesafe yukarıdaki fotoğrafı çekmek için geldiğimiz mesafe. Bir rivayete göre çok güzel bir havuzmuş ve yüzülüyormuş.

Üstteki bölüm ise bar. Burada gördüğünüz üzere pek içki çeşiti yok. Ben sadık bir bira sever olduğum için içki çeşidinin az olması umurumda olmamıştı. Taa ki jeneratörün düzenli çalışmaması ve buzdolaplarının elektrikle çalıştığı bilgisi kafamda birleşip şimşek gibi çakıncaya kadar! Evet bu kampta soğuk içecek bulabilmek saçma şekilde zor. Barda soğuk su istediğinizde size gülümseyerek bakıyorlar. Şansınız varsa, arada bir soğuk biraya denk gelebiliyorsunuz. İçecek fiyatları makul düzeyde bulunsa da sıcak olarak aldığınızda çok pahalı gibi geliyor, hatta kendinizi salak gibi hissettiriyor.

Kamp genelinde dekorasyona ciddi derecede emek harcanmış. Heryerde ilginç detaylar, el yapımı figür, boyama, mobilya vs. görmek mümkün. Sanki buradan kalabalık bir güzel sanatlar öğrencisi grubu geçmiş gibi.

Personel genelde üniversite öğrencilerinden oluşuyor. İyi niyetli ve kibarlar. Ancak hizmet sektöründe bu yeterli olmuyor. Oturup sohbet edebilmek kadar biraz ortalığı da temizlemek gerekli.

Yukarda yemek sırasını görebilirsiniz. Yemekler üstüste iki gün yenemeyecek kadar kötü. Biz ilk iki günden sonra Fethiyede yemeye başladık. Kahvaltı için ise kötü tabiri de yetersiz kalıyor. Fotoğrafta yukarıdan bakan arkadaş aşçımızdı. Kendisi iyi ve hoş sohbet bir arkadaş. Ancak konu yemeğe gelince pek başarılı değil ve ilginç de bir mizah anlayışı var. Örneğin karpuz bittiğinde: “kendiniz kesin, beni uğraştırmayın” diyebiliyor. Bir gün de: “ayran alın bol bol, sonra kalıyor” dedi ama ortada ayran falan bulamadık.

Kampın eğlenceli kısımlarına gelirsek: bol miktarda etkinlik var. Hergün bir ya da iki etkinlik oluyor. Bunlar: Flyfox, paintball, kano, bisiklet, rafting, yamaç paraşütü gibi eğlenceli etkinlikler. Etkinlikleri tek tek veya paket olarak satın alabiliyorsunuz. Tek sorun bir çoğu sıcak yüzünden çekilmez hal alıyor. 43 derece sıcaklıkta paintball kıyafetleri giyip etrafta koşturduğunuzu hayal edin. Tavsiyem “sulu” etkinliklere katılmanız yönünde. Özellikle “gece kanosu”nu mutlaka deneyin. Flyfox da çok yormayan etkinliklerden. Yukarıda Aslı’yı flyfox yaparken görebilirsiniz.

Benim en keyif aldığım etkinlik ise dalış oldu. Normalde birçok arkadaşım dalgıçtır ve çok da fırsatım olduğu halde dalmamıştım. Burada ise Aslı’nın gazı ile denedim ve gelecek yaz sertifika almayı düşünüyoruz. Ancak oldukça klostrofobik bir hobi. Çok  ilerletmeden “intermediate” bir seviyede tutmayı planlıyoruz. Hayat güzel.

Sonuç olarak aslında üniversite öğrencilerinin seveceği bir kampa (yaş olarak yolun yarısını geçmiş biri olarak) gelmekte ben hata ettim. Ama eğitim şart (Aslı bu sana). Kampa gidip gitmeme konusunda karar verecek arkadaşlar için bir “pros and cons” bölümü yaptım, buyrun:

ARTILARI:

-Makul fiyata konaklayıp bir çok etkinliği bir arada deneyebiliyorsunuz. Etkinlik için kamptan alınıp, kampa bırakılıyorsunuz.

-Gençler için oldukça sosyal bir ortam, kamp süresi yaz aşkları için oldukça uygun, yalnızlık çekiyorsanız bir de burayı deneyin :)

-Bar fiyatları makul.

EKSİLERİ:

-Çok sıcak olduğu için klimasız, elektriksiz çekilir gibi değil.

-Soğuk içecek bulmak sorun oluyor.

-Çok fazla sivrisinek var, kaçması imkansız, spreyler işe yaramıyor.

-Yemekler kötü. Kötü derken “öğrenci yemeği” gibi, beğenen bile çıkmıştı aslında.

-Kamp geneli temizlik açısından çok sorunlu. Odalar, tabaklar, çatallar temiz değildi.

-Kamp yüksekte bulunduğundan ulaşım zahmetli. Aracınız yoksa geceleri dönmek çok zor ve dağ yolu ürkütücü.

-Geceleri gereksiz derecede yüksek düzeyde ve geç saatlere kadar müzik yayını yapılıyor. Doğaymış, ormanmış, cırcır böceklerinin sesiyle yıldızları seyredeyim falan yaşatmıyorlar.

Web sitesi: http://www.macerasenibekliyor.com/

.

Doğa Fotoğrafında Minimalizm

Minimalizm sanat akımı olarak 2. Dünya savaşı sonrası, öncelikle görsel sanatlar alanında ortaya çıkmış ve zamanla diğer sanat dallarına da sıçramış. Günümüzde her alanda minimalizm kelimesini duymak mümkün. Örneğin kullandığımız elektronik aletlerin tasarımı, her gün takip ettiğimiz web sitelerinin dizaynı bu bakış açısından etkilenmiş olabiliyor.

Görsel sanatlarla başlamış bir akımın fotoğrafçılığı etkilememiş olması düşünülemez tabi ki. Bu alanda çok güzel örnekler var. Ancak ben bir kademe daha alta inip Doğa Fotoğrafı‘nda bazı minimalist denemelerimi paylaşmak istedim.

Evet, eski bir fotoğrafımla başlayalım:

011a

Bu fotoğraf gelincik bitkisinin tomurcuğu. 90 derecelik bir açıyla tam üstünden ve açık diyaframla çekildi. Böylelikle konuya çok yakın olan zemin bile netliğini kaybederek tomurcuğu öne çıkardı ve sade bir fotoğrafa dönüştürdü. Diyaframı açmak, fondan kurtulmak ve konunuzu öne çıkarmak için kullanabileceğiniz basit bir teknik. Ancak bunu yapabilecek lensler genelde pahalı oluyor.

Yukarıdaki fotoğrafta ise fondaki karmaşadan kurtulmak için flaş kullanıldı. Elimde tuttuğum (konuya yakın biçimde) harici flaşı uzaktan tetikleyerek, fonun karanlıkta kalmasını sağladım. Böcek çok yüksek miktarda ışık aldığı için böyle bir fon elde edebildim. Aslında arkada birçok bitki ve dal mevcuttu.

Papatyalar kendi halinde oldukça minimalist bitkiler aslında. Biraz daha sadeleştirmek için zeminden kurtarmak istedim. Yere yatarak, aşağıdan yukarıya çekim yaptım. Böylece bomboş gökyüzü papatyalarımın fonu oldu.

Yukarıdaki fotoğrafta bir “praying mantis” görmektesiniz. Burada da böceğin karmaşık gövdesini kadraj dışı bıraktım. Modelim bir taşın üzerinde durduğu için arkasındaki bozkırı açık diyaframla bu hale getirmek zor olmadı. Böylelikle sade ve sevimli bir fotoğraf ortaya çıktı.

Bu fotoğraf ise baharda yağmur sonrası çok kolaylıkla çekilebilecek bir kare. Salyangozlar yağmur yağdığında genelde bulabildikleri bir yerlere tırmanıyorlar. Kaçmaları biraz zaman aldığı için size de sakin sakin çekmek kalıyor :) Ben fotoğraflarken sadece önümdeki bitkileri elimle biraz yana çekerek modelimin önünü açtım. Gerisini yine açık diyafram halletti.

Yukarıdaki böceğin adı “Saga Helenica”. Oldukça iri bir böcek türü. Bizim cırcır böceği dediğimiz “Cricket” ailesinden. Kendisi bir kayanın üzerinde güneşlenirken çektim.

Bu da bir güvenin kanat üstü detayı. Güveler gerçekten çok güzel hayvanlar. Makroya yeni başlayanlara güve çekmelerini öneririm. Çünkü her yerde bulunabiliyorlar. Evde bile rahatlıkla bulup çekebilirsiniz (Mesela benim evime giren böcek kolay kolay fotoğrafı çekilmeden çıkamaz). Güveler çok ürkek canlılar olmadıkları için fotoğraflamak kolay oluyor. Ayrıca çok da güzel detaylara sahipler. Sizce de havlu dokusu gibi durmuyor mu?

Yine çekmesi çok kolay bir fotoğraf, yaprak detayı. Burada dikkat edeceğiniz nokta detayları alabilmeniz için ışığın yaprağın altından gelmesini sağlamak. Bunun için ben harici flaşı yaprağın altında tutup üstünden çekim yapmıştım. Daha ucuz bir yol ise yaprağın arka yüzünü güneşe doğru tutup çekim yapmak. Bu fotoğrafta altın noktaya denk getireceğiniz bir uğur böceği ise size övgüler yağmasını sağlayacaktır :)

Son olarak da bir örümcek ağı paylaşıyorum. Bu fotoğrafta da fonu sade tutmak için yere yatarak çekim yaptım ve gökyüzünü fon olarak kullandım. Bu da oldukça minimalist bir fotoğraf oldu.

Bu konuda fikir ve denemelerinizi paylaşmak için yorum bölümünü kullanabilirsiniz…

Karagöl / Şavşat / Artvin

Karagöl adında Türkiye genelinde birçok göl var. Bunların biri Borçka’da diğeri Şavşat’ta olmak üzere iki tanesi Artvin ili sınırları içinde. Borçka Karagöl gezisi yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Şavşat Karagöl, Artvin il merkezine yaklaşık 80 Km. mesafede. Aracınızla oldukça rahat ulaşabileceğiniz bir uzaklıkta ve yolu da oldukça düzgün. Ben Artvin’den kiraladığım araç ile sorunsuz bir yolculuk yaptım. Dikkat etmeniz gereken tek nokta, Artvin-Erzurum arası yol çalışmalarından dolayı ulaşım kesintili olarak gerçekleştiriliyor. Planlamadan gitmeniz durumunda en kötü olasılıkla yaklaşık bir saat yolun açılmasını bekleyebilirsiniz. Yolun açık olduğu saatleri buradan takip edebilirsiniz.

savsat_karagol_001

Yukarıdaki fotoğraf Şavşat Kalesine ait. Karagöl’e gitmek için Şavşat İlçe Merkezine gelmeden bu kalenin hemen altından küçük bir yoldan sola sapmanız gerekiyor. Buradan sonra yol hızla yükseliyor ve virajlar nedeniyle sizi yavaşlatıyor. Ancak asıl keyifli olan kısım buradan sonra başlıyor.

savsat_karagol_002

Her zaman olduğu gibi karadeniz ormanları fotoğraf için yol boyu güzel görüntüler veriyor. Biz gittiğimizde Ekim ayı başlarıydı. Sanırım bir veya iki hafta sonra gelseydik bu bölge ormanlarının sadece bir hafta kadar süren meşhur kızıllığını yakalayabilecektik. Eğer bölgede tanıdıklarınız varsa bilgi alıp gezi tarihinizi bu haftalara getirmekte fayda var.

savsat_karagol_003

Şavşat Karagöl, Borçka Karagölden daha küçük bir göl. Derinliği yaklaşık 30 m.  Gölde Sazan Balığı ve ilginçtir 11 çeşit akvaryum balığı yaşıyormuş. Akvaryum balıkları vakti zamanında burada çalışan bir görevli tarafından bırakılmış. Şu anda göle uyum sağlamışlar ve gölün her yerinde bu akvaryum balıklarını görebiliyorsunuz.

savsat_karagol_004

Göl çevresinde rahat yürünebilecek yorucu olmayan ve çok güzel bir parkur var. Yaklaşık yarım saatlik bir gezinti yapılabiliyor. Piknik yapmak için de masa ve alanlar mevcut.

savsat_karagol_005

Eğer piknikten hoşlanmıyorsanız ufak bir tesis restoran ve pansiyon hizmeti veriyor. Burada konaklayabilir, yemek yiyebilir ve kiralayacağınız sandal ile gölde gezinti yapabilirsiniz. Kürek çekmenin zor bir şey olduğunu burada öğrendim. Yaklaşık 20 Dakikalık gezinti nefes nefese kalmanıza yetiyor.

savsat_karagol_007

Günün sabah ve öğleden sonra saatlerinde yapacağınız iki ayrı turla gölü tüm açılardan fotoğraflayabilirsiniz. Ben öğleden sonra çekebildiğim için ışık sadece bu açıdan uygundu.

savsat_karagol_008

Araçla gelmek için aşağıdaki rotayı kullanın:

Petran Yaylası / Rize

Geziden sonra Petran yaylası hakkında biraz daha bilgi edinmek için bilgisayarın başına geçtiğimde neredeyse hiçbir şey bulamadım. Sonradan öğrendiğime göre bu gölgenin adı “Meşeköy” müş. Yaklaşık 2000m metrede bulunan yayla İkizdereye bağlı, kar ve soğuk havasıyla meşhur.

petran-01

Geziyi Mayıs ayında gerçekleştirmemize rağmen kar ve sisten dolayı çevremizi görmekte oldukça zorlandık. Fotoğraflarımız da bahar mevsiminde kış fotoğrafı oldu.

petran-02

Petran yaylasına ulaştığımızda sis daha da bastırdı, zaman zaman görüş mesafesi 5 metreye kadar düştü. Aracınızla gelmeyi düşünürseniz yolun çok dik ve virajlı olduğunu belirteyim. Arazi aracınız yoksa kışın gelmeyi düşünmeyin.

petran-03

Köy merkezine geldiğimizde kimseler yoktu. Sonradan öğrendiğimize göre köyde cenaze nedeniyle pek kimse kalmamış. Normalde kışın dahi kalanlar var. Konuştuğumuz köylüler kışın çok sert geçtiğini söyledi. Kar yüksekliği yılın büyük çoğunluğu birkaç metreyi rahatlıkla buluyormuş.

petran-04

petran-05

Gezinin büyük kısmı yoğun sis nedeniyle nereye yürüdüğümüzü görmeden geçti. Vadinin güzel manzarasını bu nedenle hiç göremedik. Umarım yazın tekrar gelip fotoğraflama imkanı bulurum.

petran-06

petran-09

petran-10

Bölge hakkında çok fazla bilgi edinemedim. Ancak aşağıda Rize üzerinden rotayı harita üzerinden görebilirsiniz.