011a

Doğa Fotoğrafında Minimalizm

Minimalizm sanat akımı olarak 2. Dünya savaşı sonrası, öncelikle görsel sanatlar alanında ortaya çıkmış ve zamanla diğer sanat dallarına da sıçramış. Günümüzde her alanda minimalizm kelimesini duymak mümkün. Örneğin kullandığımız elektronik aletlerin tasarımı, her gün takip ettiğimiz web sitelerinin dizaynı bu bakış açısından etkilenmiş olabiliyor.

Görsel sanatlarla başlamış bir akımın fotoğrafçılığı etkilememiş olması düşünülemez tabi ki. Bu alanda çok güzel örnekler var. Ancak ben bir kademe daha alta inip Doğa Fotoğrafı‘nda bazı minimalist denemelerimi paylaşmak istedim.

Evet, eski bir fotoğrafımla başlayalım:

011a

Bu fotoğraf gelincik bitkisinin tomurcuğu. 90 derecelik bir açıyla tam üstünden ve açık diyaframla çekildi. Böylelikle konuya çok yakın olan zemin bile netliğini kaybederek tomurcuğu öne çıkardı ve sade bir fotoğrafa dönüştürdü. Diyaframı açmak, fondan kurtulmak ve konunuzu öne çıkarmak için kullanabileceğiniz basit bir teknik. Ancak bunu yapabilecek lensler genelde pahalı oluyor.

Yukarıdaki fotoğrafta ise fondaki karmaşadan kurtulmak için flaş kullanıldı. Elimde tuttuğum (konuya yakın biçimde) harici flaşı uzaktan tetikleyerek, fonun karanlıkta kalmasını sağladım. Böcek çok yüksek miktarda ışık aldığı için böyle bir fon elde edebildim. Aslında arkada birçok bitki ve dal mevcuttu.

Papatyalar kendi halinde oldukça minimalist bitkiler aslında. Biraz daha sadeleştirmek için zeminden kurtarmak istedim. Yere yatarak, aşağıdan yukarıya çekim yaptım. Böylece bomboş gökyüzü papatyalarımın fonu oldu.

Yukarıdaki fotoğrafta bir “praying mantis” görmektesiniz. Burada da böceğin karmaşık gövdesini kadraj dışı bıraktım. Modelim bir taşın üzerinde durduğu için arkasındaki bozkırı açık diyaframla bu hale getirmek zor olmadı. Böylelikle sade ve sevimli bir fotoğraf ortaya çıktı.

Bu fotoğraf ise baharda yağmur sonrası çok kolaylıkla çekilebilecek bir kare. Salyangozlar yağmur yağdığında genelde bulabildikleri bir yerlere tırmanıyorlar. Kaçmaları biraz zaman aldığı için size de sakin sakin çekmek kalıyor :) Ben fotoğraflarken sadece önümdeki bitkileri elimle biraz yana çekerek modelimin önünü açtım. Gerisini yine açık diyafram halletti.

Yukarıdaki böceğin adı “Saga Helenica”. Oldukça iri bir böcek türü. Bizim cırcır böceği dediğimiz “Cricket” ailesinden. Kendisi bir kayanın üzerinde güneşlenirken çektim.

Bu da bir güvenin kanat üstü detayı. Güveler gerçekten çok güzel hayvanlar. Makroya yeni başlayanlara güve çekmelerini öneririm. Çünkü her yerde bulunabiliyorlar. Evde bile rahatlıkla bulup çekebilirsiniz (Mesela benim evime giren böcek kolay kolay fotoğrafı çekilmeden çıkamaz). Güveler çok ürkek canlılar olmadıkları için fotoğraflamak kolay oluyor. Ayrıca çok da güzel detaylara sahipler. Sizce de havlu dokusu gibi durmuyor mu?

Yine çekmesi çok kolay bir fotoğraf, yaprak detayı. Burada dikkat edeceğiniz nokta detayları alabilmeniz için ışığın yaprağın altından gelmesini sağlamak. Bunun için ben harici flaşı yaprağın altında tutup üstünden çekim yapmıştım. Daha ucuz bir yol ise yaprağın arka yüzünü güneşe doğru tutup çekim yapmak. Bu fotoğrafta altın noktaya denk getireceğiniz bir uğur böceği ise size övgüler yağmasını sağlayacaktır :)

Son olarak da bir örümcek ağı paylaşıyorum. Bu fotoğrafta da fonu sade tutmak için yere yatarak çekim yaptım ve gökyüzünü fon olarak kullandım. Bu da oldukça minimalist bir fotoğraf oldu.

Bu konuda fikir ve denemelerinizi paylaşmak için yorum bölümünü kullanabilirsiniz…

urla_051

Urla Balık Mezatı / İzmir

İzmir’in bende hep ayrı bir yeri vardır. Şehrin güzelliği yanında harika ilçelere sahiptir ve bu ilçelere de ulaşım oldukça rahattır. Hatta merkezde çalışıp ilçelerde oturanların sayısı da az değil. Urla da İzmir’in güzel ilçelerinden bir tanesi. İzmir’e en yakın olanlardan, 35km mesafede. Giderken çeşme otobanını da kullanırsanız çok kısa sürede ulaşabilirsiniz. İlçe merkezi nüfusu 35 000 ancak tahmin edersiniz yazın neredeyse iki katına çıkıyor.

urla_011

Sahildeki bu ilçelerde Akdeniz kültürü hakim olduğunda Yunanistan kasabaları ile buraları ayırt etmek güçtür. Balıkçılık önemli bir yer tuttuğundan hem meslek olarak hem de hobi olarak balık avcılığı ile uğraşan çok. Dolayısıyla balık tüketimi de fazla.  Bu yazıda da size Urla’nın meşhur balık mezatından bahsedeceğim.

urla_021

Urla’nın İskele Mahallesinde her sabah saat 10:00 balık mezatı gerçekleşiyor. Yani açık arttırma yöntemi ile balık satılıyor. İlçe halkı kadar çevre ilçeler ve İzmir’den de katılım çok oluyor.

urla_031

Kimi evde yemek için kimi de lokantasında satmak için mezata katılıyor. Fiyatlar genelde çok uygun, balıklar da taze. Kimi zaman da benim gibi balık almayıp mezatı izlemeye gelenler de azımsanmayacak sayıda.
  urla_041
 Buraya balık almak için gidecekleri uyarayım, işler çok hızlı oluyor. Hemen teklifler veriliyor ve saniyeler içinde satılıyor. Ucuz mu, pahalı mı, alsam mı almasam mı diye düşünecek vakit yok. Önceden satın almak istediğiniz sepetleri gözünüze kestirip dikkatlice beklemelisiniz.

urla_051

Bu karmaşada insanlar öyle dikkatli izliyorlar ki kenarda durup yüz ifadelerini seyretmek  çok eğlenceli. Ama tavsiyem heyecanınızı çok belli etmeyin, bu kadar ilgi gösterirseniz fiyatı arttırabilirsiniz.

urla_11

Her sepete verilen numaralarla aldığınız balıkları takip ediyorsunuz.

urla_071

urla_081

Eğer sepete en yüksek teklifi verdiniz ve kazandıysanız hemen kenara alınıp paketleniyor.

urla_091

Hesap kitap işleri de alış verişin hızından dolayı biraz dikkat istiyor. Neredeyse yarım saat içinde kilolarca balık mezata çıkmış, çekişmeli arttırmalar sonunda satılmış, paketlenmiş ve teslim edilmiş oluyor.

urla_111

Eğer İzmir’e yolunuz düşerse mutlaka bu mezata uğrayın. Hafta sonları katılım daha fazla olduğundan belki fiyatlar yükseliyordur ancak fotoğraf çekecekseniz en uygun günler cumartesi ve pazar sanırım.

urla_101

Fotoğrafınızı çektikten sonra Urla’da güzel bir kahvaltı yapabilirsiniz.  Mutlaka çevreyi gezmek için de en az bir gününüzü ayırın. Fırsat olursa görülecek diğer yerleri de yazacağım.

savsat_karagol_008

Karagöl / Şavşat / Artvin

Karagöl adında Türkiye genelinde birçok göl var. Bunların biri Borçka’da diğeri Şavşat’ta olmak üzere iki tanesi Artvin ili sınırları içinde. Borçka Karagöl gezisi yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Şavşat Karagöl, Artvin il merkezine yaklaşık 80 Km. mesafede. Aracınızla oldukça rahat ulaşabileceğiniz bir uzaklıkta ve yolu da oldukça düzgün. Ben Artvin’den kiraladığım araç ile sorunsuz bir yolculuk yaptım. Dikkat etmeniz gereken tek nokta, Artvin-Erzurum arası yol çalışmalarından dolayı ulaşım kesintili olarak gerçekleştiriliyor. Planlamadan gitmeniz durumunda en kötü olasılıkla yaklaşık bir saat yolun açılmasını bekleyebilirsiniz. Yolun açık olduğu saatleri buradan takip edebilirsiniz.

savsat_karagol_001

Yukarıdaki fotoğraf Şavşat Kalesine ait. Karagöl’e gitmek için Şavşat İlçe Merkezine gelmeden bu kalenin hemen altından küçük bir yoldan sola sapmanız gerekiyor. Buradan sonra yol hızla yükseliyor ve virajlar nedeniyle sizi yavaşlatıyor. Ancak asıl keyifli olan kısım buradan sonra başlıyor.

savsat_karagol_002

Her zaman olduğu gibi karadeniz ormanları fotoğraf için yol boyu güzel görüntüler veriyor. Biz gittiğimizde Ekim ayı başlarıydı. Sanırım bir veya iki hafta sonra gelseydik bu bölge ormanlarının sadece bir hafta kadar süren meşhur kızıllığını yakalayabilecektik. Eğer bölgede tanıdıklarınız varsa bilgi alıp gezi tarihinizi bu haftalara getirmekte fayda var.

savsat_karagol_003

Şavşat Karagöl, Borçka Karagölden daha küçük bir göl. Derinliği yaklaşık 30 m.  Gölde Sazan Balığı ve ilginçtir 11 çeşit akvaryum balığı yaşıyormuş. Akvaryum balıkları vakti zamanında burada çalışan bir görevli tarafından bırakılmış. Şu anda göle uyum sağlamışlar ve gölün her yerinde bu akvaryum balıklarını görebiliyorsunuz.

savsat_karagol_004

Göl çevresinde rahat yürünebilecek yorucu olmayan ve çok güzel bir parkur var. Yaklaşık yarım saatlik bir gezinti yapılabiliyor. Piknik yapmak için de masa ve alanlar mevcut.

savsat_karagol_005

Eğer piknikten hoşlanmıyorsanız ufak bir tesis restoran ve pansiyon hizmeti veriyor. Burada konaklayabilir, yemek yiyebilir ve kiralayacağınız sandal ile gölde gezinti yapabilirsiniz. Kürek çekmenin zor bir şey olduğunu burada öğrendim. Yaklaşık 20 Dakikalık gezinti nefes nefese kalmanıza yetiyor.

savsat_karagol_007

Günün sabah ve öğleden sonra saatlerinde yapacağınız iki ayrı turla gölü tüm açılardan fotoğraflayabilirsiniz. Ben öğleden sonra çekebildiğim için ışık sadece bu açıdan uygundu.

savsat_karagol_008

Araçla gelmek için aşağıdaki rotayı kullanın:

petran-05

Petran Yaylası / Rize

Geziden sonra Petran yaylası hakkında biraz daha bilgi edinmek için bilgisayarın başına geçtiğimde neredeyse hiçbir şey bulamadım. Sonradan öğrendiğime göre bu gölgenin adı “Meşeköy” müş. Yaklaşık 2000m metrede bulunan yayla İkizdereye bağlı, kar ve soğuk havasıyla meşhur.

petran-01

Geziyi Mayıs ayında gerçekleştirmemize rağmen kar ve sisten dolayı çevremizi görmekte oldukça zorlandık. Fotoğraflarımız da bahar mevsiminde kış fotoğrafı oldu.

petran-02

Petran yaylasına ulaştığımızda sis daha da bastırdı, zaman zaman görüş mesafesi 5 metreye kadar düştü. Aracınızla gelmeyi düşünürseniz yolun çok dik ve virajlı olduğunu belirteyim. Arazi aracınız yoksa kışın gelmeyi düşünmeyin.

petran-03

Köy merkezine geldiğimizde kimseler yoktu. Sonradan öğrendiğimize göre köyde cenaze nedeniyle pek kimse kalmamış. Normalde kışın dahi kalanlar var. Konuştuğumuz köylüler kışın çok sert geçtiğini söyledi. Kar yüksekliği yılın büyük çoğunluğu birkaç metreyi rahatlıkla buluyormuş.

petran-04

petran-05

Gezinin büyük kısmı yoğun sis nedeniyle nereye yürüdüğümüzü görmeden geçti. Vadinin güzel manzarasını bu nedenle hiç göremedik. Umarım yazın tekrar gelip fotoğraflama imkanı bulurum.

petran-06

petran-09

petran-10

Bölge hakkında çok fazla bilgi edinemedim. Ancak aşağıda Rize üzerinden rotayı harita üzerinden görebilirsiniz.

avusor_06

Avusor Yaylası / Rize

Avusor yaylası Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı harika bir yayla. Buraya ulaşabilmek için Ayder yaylasından geçiliyor. Ayder yaylasına kadar yol oldukça iyi. Ancak buradan sonra oldukça bozuluyor ve daralıyor. Yol boyu uçurum kenarlarından geçen yol uçaktaymış hissi veriyor. Özellikle virajlar ayrı heyecan. Tek seferde dönemeyen araçlar ileri geri bir iki manevrayla yolcuları oldukça geriyor. Tabi manzara eşsiz.

avusor_01

Yaylaya yaklaşınca ufak yerleşim yerleri ve dağın yamacında tek başına duran evler görülmeye başlanıyor. Birçok köyde artık yaşayan yok. Ancak hiç beklenmedik bir yerde insanlar karşınıza çıkabiliyor.

avusor_16

avusor_02

avusor_03

Yukarıdaki fotoğrafda Avusor yaylasını görebilirsiniz. Burada yaklaşık 40-50 hane var. Evlerin yüksekliği kar nedeniyle az tutulmuş. Yerleşim yerine ulaştığımızda yayladaki “tesis”de küçük bir mola veriyoruz. Burada küçük bir bakkal ve kafeterya var. Gece konaklama imkanı yok. Mevsim uygunsa çadır kurabilir veya ayder yaylasında konaklayarak günübirlik olarak burayı ziyarete gelebilirsiniz.

avusor_04

Teyze bize hemen çay yapıyor. Kendisi hem burayı hem de bitişikteki bakkalı işletiyor. Her iki yer de tamamen ahşaptan. İlginçtir burada oturmak çok rahatlatıcıydı. Sanırım betondan çok  sıkılmışız.

avusor_05

Kafeterya bölümü de Tarkan filmlerinden hatırladığımız hanlara benziyor. Oldukça minimalist döşenmiş. Zaten 2600 metredeki bir yayla tesisinden de daha fazlasını beklememek lazım.

avusor_06

Burası da “Şaşgun Bakkal” Sanırım yakın zamanlarda restore edilmiş. Çekilmiş eski fotoğraflarını görmüştüm. Biraz daha farklıydı. Bu biraz yapay duruyor. Karadeniz’in naif ve muzip tabelaları prim yaptığı için artık kasıtlı olarak böyle ilginçlikler yapıyorlar sanırım.

avusor_07

Bu bakkal, şehir hayatına alışkın birisi için çok ilginç gelebilir. Görüldüğü üzere pek ürün çeşidi yok. Hayatta kalmanıza ancak yetecek kadar ürün yelpazesine sahip. Yaylada bir tane daha bakkal vardı ancak o kapalıydı. İçine giremedim.

avusor_08

Çevrede dolanırken Recep Beyle de karşılaştık.

avusor_09

Moladan sonra yaylanın meşhur gölünü görmek üzere yola çıktık. yayla sakini amca bizi yakaladı uzunca gölden ve yaylanın tarihinden bahsetti. Daha anlatacak çok şeyi olduğundan durun ben de sizle geleyim dedi. Geldi de. Biz dilimiz dışarıda yürürken O yaşına rağmen elleri arkasında göle kadar geldi.

avusor_10

Bu da köyün hemen yukarısında bulunan Mini bir hidroelektrik santrali. Köy elektriğini buradan karşılıyor. Karadeniz’in bir çok köyü ve yaylasında bu yapılardan görebilirsiniz.

avusor_11

Göl, yaylaya yürüyerek yaklaşık 45 dakika mesafede. Rahat ve keyifli bir parkur.

avusor_12

Amca yolda yine yakaladı bizi. Yine bölgenin tarihinden bahsetti. Şaşırtıcı derecede bilgisi var. Rize’nin şimdiki ilçesi Pazar’ın önceden ismi Atina’ymış. Amca anlatırken pek gerçekçi gelmemişti. Ancak eve gidince hemen google’a sorduk. Geçekten de 1928 yılına kadar bu ilçenin adı Atina’ymış.

avusor_13

Yol boyu manzara yine çok güzel. Bu görünen dağın ismi kemerli kaçkar. Gölün ismi kafanızı karıştırabilir kaynaklarda Avusor gölü, Büyük göl ve Kemerli göl olarak geçebiliyor. Ben haritada büyük göl adıyla bulabildim.

avusor_14

avusor_15

Bölgede düzenlenen gezilerin hemen hemen hepsinde mutlaka tulum oluyor ve bulunan her düzlükte horon oynanıyor. Başlarda şaşırmıştım ama neredeyse tulumsuz gezi yok gibiydi. Üsteki fotoğrafta arkada görülen dağlar kemerli kaçkar dağları. Avusor gölü bu dağların hemen dibinde bulunuyor.

Gezi için ÇAYDOSK’ a teşekkürler. Bölgeyi ziyarete gelirseniz, her haftasonu bölgedeki birçok doğa derneği ve topluluğu tarafından çeşitli geziler düzenleniyor. Bir tanesine katılmayı ihmal etmeyin.

A: Çamlıhemşin

B: Avusor Gölü (Büyük Göl)

tahpur_yaylasi_02

Marbudam ve Tahpur Yaylaları / Rize

Yöredeki herkesin Marbudam ismiyle bildiği İncesu köyü Rize’nin Çayeli ilçesine bağlı. Ancak ilçeye oldukça uzak (45 km.) ve tüm Rize yaylaları gibi yüksek; 2280 rakımda. Köyde kışın pek kalan olmuyor. Gezimiz esnasında karşılaştığımız köy sakinleri kışı ya İstanbul’da ya da Rize’de geçiriyor, buraya sadece yazları geliyorlarmış. Köyde okul, sağlık ocağı gibi hizmetler olmadığı ve de kış şartları çok ağır olduğu için başka türlüsü de beklenemezdi sanırım.

Köy sakinleri genelde hayvancılıkla uğraşıyor. Hayvanların otlaması için geniş düzlükler var. Ancak hayvan sayısı beklendiği kadar yok. Yıllar boyu hayvan sayısı çok azalmış. Sanırım teknolojinin gelişmesi, ekonominin çaya sırtını yaslaması ve bunun sonrasında yeni neslin büyük şehirlere göçü bunda etken.

tahpur_yaylasi_01

tahpur_yaylasi_02

Bir çok köy gibi köy meydanında bir çeşme var ama biraz büyükçe. İklim şartlarında korunmak için olsa gerek evler birbirine çok yakın. Taş ve ahşaptan yapılan evler arasında dar sokaklar bulunuyor. Son zamanlarda betonarme evler de köye eklenmiş durumda.

tahpur_yaylasi_03

 

tahpur_yaylasi_04

Rize’nin yüksek yaylalarında evler kar ve olumsuz hava şartlarından korunmak için oldukça alçak yapılıyor. Marbudam’da yer yer bu özellikte evleri görmekle beraber daha sonradan eklenmiş 2-3 katlı yüksek yapılarda bulunmakta.

tahpur_yaylasi_05

Yukarıdaki çocuklar Rize’de yaşıyormuş. Genelde bir yere ikinci gidişim ise çekmiş olduğum birkaç fotoğrafı bastırır oradakilere hediye ederim. Hem fotoğraflarını çektiğimiz insanlara borcumuzu ödemiş oluyoruz, hem de tekrar gidişimizde daha sıcak bir ortam yaratıyor. Herkese tavsiye derim. Ancak bu kez yaklaşık bir ay sonra çocukların ailesi beni Rize’de buldu ve bastırmış olduğum fotoğrafları aldılar.

tahpur_yaylasi_06

Tabi böyle yaylalara gidip yaşlı insan fotoğrafı çekmek adetten olduğu için ben çevredeki arazide dolaşırken tüm ekip köydeki yaşlı insanları bulup fotoğraflamaya başlamışlardı bile.

Yukarıdaki aile İstanbul’da yaşayıp yazları burada geçirenlerden. Sanırım en güzeli bu. Bir türlü kopamadığımız büyük şehirlerde kışı geçirip, yazları bu eşsiz yaylalarda nefes almak. Düşük oksijen seviyesiyle mantıklı düşünmekten uzaklaşıp kiralık ev olup olmadığını bile sorduk.

tahpur_yaylasi_07

Marbudam (İncesu) ziyaretinden sonra Tahpur’a doğru yola devam ettik. Bu kadar görkemli dağ manzaraları içerisinde köy maket gibi görünmeye başlıyor insana. Doğa gezisi deyince 500m. yüksekliği geçmeyen, birkaç ağacı orman olarak isimlendirmeye alışkın olanlar için bu coğrafyaya alışması zor oluyor.

tahpur_yaylasi_08

Tahpur yaylasına ulaştığımızda aşağıdaki tabela karşılıyor bizleri. Sanırım bu yaylada yabancı arıları sevmiyorlar. Kurşun izleri de sanırım ciddiyetlerini göstermek için :)

marbudam-tahpur8a

Tahpur yaylasından sonra hedefimiz Balıklı Göl. Araçlardan indikten sonra yaklaşık 45 dk. lık bir yol bizi bekliyor. Patika taşlarla kaplı olduğu için yürümek çok zahmetli. Sık sık ayağınız kayıyor, aşağıya yuvarlanma tedirginliği yaşıyorsunuz. Eğer giderseniz bu bölümü dikkatli geçmenizi tavsiye ederim.

tahpur_yaylasi_09

45dk. lık yolu biz 1 saatte aldık. Nasıl olsa göl kaçmıyor kendimizi yormayalım diye düşündük. Gerçekten yorucu bir patika. Hedefe ulaştığımızda göl sisle kaplıydı. Burada mola verip yemek yerken zaman zaman sisin aralanmasıyla aşağıdaki gibi birkaç fotoğraf çekebildim. Gerçekten etkileyici bir manzara.

tahpur_yaylasi_10

Gölün adının balıklı göl olduğunu söylediler ancak haritada bu isimde bir göl bulamadım. Net olarak öğrendiğimde haritada gösterip bir güncelleme yapacağım.

tahpur_yaylasi_11

Göl manzarasıyla dinlenip yemeklerimizi yedikten sonra dönüş yolculuğumuza geçtik. Bölgeye gelmeyi düşünenler için aşağıda Çayeli – İncesu (Marbudam) arası güzergahı işaretledim. Yaz döneminde ve bölgeyi bilenlerle -ya da GPS ve sağlam bir araçla- gelmenizi tavsiye ederim.


arhavi-02

Arhavi Yeşil Yayla Şenlikleri

Yeşil Yayla Festivali her yıl Temmuz ayında Artvin’in Arhavi ilçesinde düzenleniyor. Her festivalin farklı bir teması oluyor. Benim katıldığım 5. Yayla Festivalinin teması ise “Taş”. Festival 3 gün sürüyor ve her gün temaya ait değişik etkinlikler düzenleniyor. Festivale ait internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Arhavi bence Artvin’in en sevimli ilçesi. Hem deniz kenarında olması, hem de hemen içerisinde bulunan yüksek ve yemyeşil köylere sahip olması “emekli olunca buraya yerleşeyim” hissi uyandırıyor.

arhavi-01

Festivalin açılışı ilçe merkezinde yapıldı. Açılış derken beklentiniz büyük olmasın. Temmuz ayının nemli sıcağında yürüyüşten bahsediyorum. Yürüyüş tabi ki tulum eşliğinde horonla yapıldı.

arhavi-02

Festival programı gereği Artvin Doğa Sporları Derneğinin desteğiyle Cip Safariye katıldık. Programda Mençuna Şelalesinde kahvaltı ve Arılı Köyünde (Papilat) yemek ve konser bulunuyordu. Üstü açık bir cipe binebildiğimiz için şanslıydık. Festivalin en keyifli bölümü burasıydı.

arhavi-03

arhavi-04

Yukarıdaki köprü Mençuna Şelalesi yakınlarındaki Çifte Köprü bölgesi. Sağdan yukarıya çıkarsanız Arılı köyüne, karşıdan yukarı çıkarsanız Dikyamaç köyüne ulaşıyorsunuz. Her iki köyü de görmenizi tavsiye ederim. Ortada devam ederseniz 3-4 km sonra Mençuna Şelalesi var.

arhavi-05

Karadenizli şoförler çok şakacı. Yol boyu espri olsun diye öndeki cipe çarptık durduk. Başta korkutucuydu ama sonra çaresizlik içinde biz de gülmeye çalıştık. İnsan alışıyor.

arhavi-06

arhavi-07

Bahsettiğim Dikyamaç Köyü yolu tam karşıda. Bulunduğumuz yer ise Arılı köyü yolu.

arhavi-08

arhavi-09

Burası Arılı Köyü girişi. Her Karadeniz köyü gibi her yer çay bitkisi kaplı. Her zamanki gibi sıcak karşılamadan sonra Festival temasına uygun olarak taş kaplar içerisinde pişen geleneksel bir yemek olan “Kapça Geçveyi” pişirilmeye başlandı. Yemek içeriği sebzeler ve hamsiden oluşuyor. Önceden kızdırılmış taş kaplara koyulup, üstü “komar” bitkisi yaprakları örtülerek pişmeye bırakılıyor.

arhavi-10

arhavi-11

Köydeki organizasyon gece 22:00 ye kadar sürecekti ancak benim ulaşım sorunum olduğundan erken dönmek zorunda kaldım. Bu nedenle konserden fotoğraflar paylaşamadım.

arhavi-12

arhavi-13

Ayrıca yukarıda bahsettiğim gibi festival 3 gün sürüyor. Ben sadece bir gün katıldım. Ancak gidecek arkadaşlar mutlaka tamamına katılın. Karadeniz insanının rahat yapısı gereği ufak tefek organizasyon sorunları olsa da keyif kaçıracak kadar değil.

.

cal_magarasi_01

Çal Mağarası / Trabzon

Haftasonu için Erfelek kampı planları yaparken, geziyi organize eden KDRK kulübünden, bilemediğim sebeplerden dolayı gezinin iptal olduğu haberini aldım. Neyse ki Rize’de “biri olmazsa öbürü olur nasıl olsa” güvenini verecek kadar çok kulüp, dernek ve turizm şirketi var. Pazar gününün yağışlı geçeceğini de haberi aldıktan sonra, Gito Yaylası’nın da fotoğraf açısından çok makul olmayacağını düşündüm. Yağmur yağarken nerede rahatlıkla fotoğraf çekilebilir? Tabi ki mağarada.

cal_magarasi_01

Böylelikle Çal Mağarası turuna katıldım. Turu düzenleyen firma olan Macaheltur‘un aracı Ardeşen’den yola çıktı. Ben geziye Rize’den katıldım. Mağaraya Rize’den yaklaşık iki saatlik yolculuktan sonra ulaşılıyor. Trabzon’un Çal köy beldesinde bulunan mağara bazı sitelerde dünyanın en uzun ikinci mağarası diye yazılmış. Ülkemizdeki herhangi bir göl çevrede yaşayanlar tarafından dünyanın en büyük gölü, bir saray dünyanın en büyük sarayı, bir kuş cenneti dünyanın en büyük kuş cenneti diyerek sunulduktan sonra bu tip ifadelere pek güvenmiyorum.

Mağaranın girişi yukarıda görülmekte. Fotoğraftaki şemsiyeli görevli mağaranın güvenlik sebebiyle kış sezonunda kapatıldığını söyledi. Ama sağ olsun ısrarlarımıza dayanamayarak kapıyı açtı. Ne de olsa bize bir şey olmazdı.

cal_magarasi_02

Mağaranın içi bildiğimiz mağara. Bildiğimiz mağara, ülkemiz turizm anlayışı ile birleşince keşke hiç dokunmasaymışız dedirtiyor. Kötü düzenlenmiş spot ışıklar, sağa sola atılmış tahta parçaları, mağaranın tavanındaki -nasıl çıkıp da yazdıklarını anlamadığım- yazılar geziyi ucuz lunaparklardaki korku tünelleri havasına sokuyor.

cal_magarasi_03

Mağarayı gezerken, ağırlık yapmasın diyerek getirmediğim tripodumu çok aradım. Mecburen dayandık ISO üst sınırlarına. Biraz titreterek biraz grenli derken bir miktar fotoğraf elde ettim.

cal_magarasi_04

Mağarayı 15-20dk. gibi kısa bir sürede dolaştık. Mağarada su seviyesi yüksek olduğu için güzergah boyunca tahtadan köprüler döşenmiş. Çevre fazlaca nemli olduğu için yerler çok kaygan. Kayarsam makineme zarar gelmesin diye kendimi makineye siper ederek dolaştım. Ne de olsa kolum veya bacağım kırılsa iyileşir ama makinem iyileşmezdi.

Gezimizi bitirdikten sonra, görevli arkadaş yukarıda oturacak yerler olduğunu gösteriyor bize. Biz de dediği şekilde yukarı çıktık. Bu esnada kar yağmaya da başladı. Mağaranın hemen üzerinden irice bir oyuğa kafeterya benzeri bir bölüm yapmışlar. Gezinin en keyifli bölümü de burası oldu zaten.

cal_magarasi_05

Yukarıdaki oturma bölümü hemen şelalenin altında sevimli bir yer. Çay içeceğiz diye sevinirken görevli arkadaş ortalıktan kayboldu. Sağ olsun gerekli bütün malzemeleri hazır bırakıp gitmiş. Biz de şelale suyundan kendimize çay yaptık. Musluktan akan sudan bahsetmeyeceğim.

cal_magarasi_06

Tabi görevli arkadaşın gelmesi uzun sürmedi. Hemen kendisine kendi çayından ikram ettikten sonra sohbete başladık. Aşağıda buranın işletmesini pahalıya aldığından dolayı hafif pişmanlığını ifade ederken görmektesiniz.

cal_magarasi_07

Tur rehberimiz Serdar’ın da neden böyle bir bakış attığını bilemeyeceğim. O anda ne düşünüyorsa artık, sormadım. Normalde sakin ve iyi niyetli bir arkadaş.

cal_magarasi_08

Çal mağarası tek başında mağara görmek için gidilecek kadar ilginç gelmedi bana. Ancak yol boyunca manzara çok güzel. Çeşitli köylerden geçerek geliyorsunuz. Fotoğraf çekmeyi düşünenler için belirteyim, bu köyler manzara ve insan çekmek için zengin bir bölge. Amacı mağara olarak düşünmeden, güzergahtan da keyif alabilecekler için tavsiye ederim. Amaçtan değil süreçten zevk alalım yani :)

Çal Mağarasına Nasıl Gidilir: Yorumlarda Derya eklemiş, buraya toplu taşımayla gelebilmek için; Akçaabattan kalkan Çal köyü minibüsleri ile köye gelip, buradan 30 dakikalık bir yürüyüş yapmanız gerekiyor.

.