SAL_7889

Karagöl / Borçka / Artvin

İş nedeniyle Rize’ye yerleştim ve yaklaşık bir aydır Rize’de yaşıyorum. Fotoğraf merakı sayesinde gelir gelmez RİFSAD ile tanışmıştım zaten. Aynı hafta ise RİFSAD’ın Borçka/Karagöl kampı planladığını öğrendim. Eşim sağolsun İzmir’den apar topar çadır, çanta, uyku tulumu gibi malzemelerimi kargo ile gönderdi. Böylelikle Karagöl kampına katılabildim. Kısaca bu geziden bahsedeceğim.

Karagöl, Artvin’in Borçka ilçesinde küçük bir göl. Gölün etrafı sık ağaçlarla çevrili. Fotoğraflarda, sonbahar döneminde yeşil ve kızılın tonları ile çok etkileyici bir halde görüyordum. Ancak gittiğimiz hafta ağaçlar yapraklarını dökmüş bu atmosfer biraz etkisini kaybetmişti. Fotoğraf meraklıları için bu bir sene daha beklemek anlamına geliyor.

Elimizdeki ile yetinmek gerektiğinden ışığı kaybetmemek için hızlıca çadırları kurduk. Gölün en güzel tarafı çadırları kurmak için harika bir yere sahip olması. Gölün ortasına uzanan küçük bir yarımada şeklinde bölüm var. Buradayken etrafınız göl tarafından çevrilmiş oluyor.

Gittiğimiz günler haftasonuydu. Eğer Karagöl’ü sakin hali ile görmek istiyorsanız hafta içi gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü haftasonu çevreden yoğun bir ziyaretçi akışı oluyor. Bu kötü birşey değil aslında. Nedeni şudur: Ben İzmir’den gelen birisi olarak yabancı bir ülkede gibiyim. Bu yörenin insanları, dolayısı ile kültürü çok faklı. Dışardan bakan birisi olarak insanları gözlemlemek keyifli oluyor. Belki mesleğimin verdiği paranoya ile ben öyle algılıyorumdur.

İki günlük kampımız boyunca çeşitli okullardan gruplar halinde öğrenciler gölü ziyarete geldi. ilk dikkatimi çeken her grupta mutlaka tulum çalan birinin olmasıydı. Tulum çalmaya başlayınca insanlar yerinde duramıyor, hatta gölün karşı kıyısında sesi duyanlar da horona başlıyordu. Bana hepsinin aynı gelmesine rağmen yöreler arasında oyunlar oldukça farklıymış. Tulumun cebi olduğunu da hatırlatayım. Sadece dinleyip gidemiyorsunuz.

Çevrede dolaşmak için çeşitli patika ve yollar mevcut. Kendinize güveniyorsanız patika harici de ormana girebilirsiniz. Biz öyle yaptık ama kendimize güvendiğimizden değil. Orman içinde ayı, yaban domuzu gibi hayvanlar var. Bu konuda dikkatli olmanızı, yol kenarından fazla uzaklaşmamanızı öneririm. Dört kişilik küçük bir grup ile girdiğimiz orman içinden, iki arkadaşımızın ayı sesi duymaları nedeniyle apar topar çıktık. Ben durumu çok ciddiye almamıştım. Tesadüftür aynı akşam evde haberleri kurcalarken çevre illerden birinde biri ayı saldırısı nedeniyle hayatını kaybetmiş. Bu haberden sonra bakış açım biraz değişti tabi.

Fotoğrafa meraklı iseniz -zaten biliyorsunuzdur- erken saatlerde gelmenizi tavsiye ederim. Güneş gün boyu göl etrafında farklı bölgeleri aydınlatarak her saatte farklı kareler almanızı sağlıyor. Tabi bu gün boyu göl etrafında dolaşmanız demek. Benim en büyük talihsizliğim geniş açı lensimin olmamasıydı. Bütün fotoğrafları 50mm lensim ile çekmek zorunda kaldım. Bu nedenle kaçırdığım kareler için hala keyfim kaçıyor. Geziden döner dönmez de bir Tokina 12-24mm siparişi verdim.

Çadırla uğraşamam diyorsanız yukarıda fotoğrafta görülen pansiyonda konaklayabilirsiniz. Kahvaltı ve yemek veriliyor. Göl kenarında kahvaltı yapabilir, gölde sandalla dolaşabilirsiniz.

Ancak rezervasyon yaptırmayı ihmel etmeyin. Hafta sonları genelde yer olmuyor.

[box color=yellow]Rezervasyon için 0 535 472 22 18 den Necip beyi arayabilirsiniz. Pansiyonun adı “Karagöl Pansiyon”. Civarda başka pansiyon da yok zaten. Ben sorduğumda kişi başı (yemek+kahvaltı+yatak) 45 TL idi.[/box]

Sonuç itibariyle Karagöl, kamp ve fotoğraf çekmeyi sevenler için tavsiye edebileceğim çok güzel bir yer. Geniş açı lensimle en kısa zamanda tekrar gitme planları yapıyorum.

006

Kıbledağ / Güneysu / Rize

Kıbledağı Rize’nin Güneysu ilçesinde bulunuyor. Köy mü dağa yoksa dağ mı köye isim verdi bilemiyorum hemen eteklerinde de Kıbledağı köyü bulunuyor. Köy rizeye oldukça yakın, yaklaşık 17 km mesafede bulunuyor.

001

Yol boyu Rize bölgesinde görmeye alışkın olduğumuz çay bahçeleri yer alıyor. Köye kadar keyifli ve yormayan bir parkur var. Ancak Kıbledağ’a çıkmaya başlayınca işler değişiyor. Oldukça dik patikalardan çıkıyorsunuz ve bitki örtüsü de işimizi zorlaştırıyor.

002

Rize’de katıldığım en yorucu parkur olduğunu söyleyebilirim. Hatta yorgunluktan yolda çok az fotoğraf çekebildim. Zaten bu geziden sonra makinemle beraber sadece bir lens taşımaya karar verdim. Fotoğraf kaçırmayayım diye taşıdığım lensler yüzünden birçok kareyi çekemedim.

003

Kıbledağ’ın zirvesinde bir tane cami bulunuyor. Zaten burayı ilginç hale getiren şey de bu cami. Cami Karadeniz bölgesinin en yüksek camilerinden, belkide en yükseği, yaklaşık 1200m. de bulunuyor. Buraya yol yok, patikalardan sadece yürüyerek gelinebiliyor. Köy halkının namaz kılarken kıblenin yönünü bu dağa göre belirlemesinden dolayı bu ismi almış. Halen özel gecelerde insanlar gelip ibadet ediyorlar.

005

Caminin tüm bakımını köylüler yapıyor. Ayrıca elektrik de yok. Biz geldiğimizde şanslıydık ki köylülerden birisini sobayı yakmış halde bulduk. Dağa çıkarken çok üşümüştük, sobayı yanerken bulduğumuzda ne kadar mutlu olduğumu tarif edemem.

004

Yemeklerimizi yedikten ve iyice ısındıktan sonraki sohbet çok keyifliydi. Çoğu gezide mola vermek için böyle yerler bulamıyoruz.

006

007

Camide elektrik olmadığını söylemiştim ama su da olmadığını belirteyim. Camiye su aşağıdaki düzenekle sağlanıyor. Kova makara sistemi ile aşağıya doğru gönderiliyor. İşin ilginç tarafı sık bitki örtüsü nedeniyle kovanın nereye gittiği görülemiyor. Makaranın yettiği kadar gönderildiğinde aşağıdaki çeşmenin önünde duruyor. Kovanın dolum süresi tahmin edilip sonra yukarıya çekiliyor.

008

Kıbledağ cami gerçekten çok ilgimi çekmiş uzun süre herkese bahsetmiştim. Bu geziden yaklaşık bir sene sonra çok üzücü bir haber aldım. Camiye ulaşım zor oluyor gerekçesiyle başbakanımız buraya yol açılması direktifi vermiş. Dağın ve caminin en dikkat çekici özelliğinin yok edilmesi yanında zirvesine kadarki doğa da tahrip edilmiş. Bazen karadenizliler kendi bindikleri dalı kesiyorlar. Aklıma geldikçe hala üzülürüm. Bu haberi aldıktan sonra tekrar gitmedim buraya. Sanırım ilginç bir yanı kalmadığı için sizlerin de gitmesine gerek yok.

.

selcuk-01

Selçuk Deve Güreşleri / İzmir

Nadir abimizin ön ayak olması ile Selçuk Deve Güreşleri Festivaline katılmaya karar verdik. Hayvanların güreş/dövüş gibi etkinliklerinen hoşlanmadığım için pek istekli gitmedim. Ama fotoğrafçı arkadaşlarla bir organizasyon yapılmış “bakalım ne var” düşüncesi ile katıldık. Benim de sonradan farkettiğim üzere güreşen deve fotoğrafım çıkmadı.

selcuk-01

Selçuk deve güreşleri festivali her yıl gerçekleşen geleneksel bir festival. Ege bölgesinde aynı dönemde birçok güreş festivali düzenleniyor. Bu, aralarında en büyük katılım ve ilgi gösterilen festival.

Güreşlerin yapılacağı alana yaklaştığımızda etkinliğin farklı bir boyutu olduğunu anlamam uzun sürmedi. İnsanlar buraya sadece deve güreşi izlemeye gelmiyordu. Hatta sanırım çok azı deve güreşi meraklısıydı.

selcuk-02

Herkes sabahın erken saatlerinde mangallarını hazırlanmaya başlanmış, alanın çevresini kalın bir duman tabakası kaplamıştı. Çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu kalabalık bir yandan mangalları hazırlarken diğer yandan içkilerini yudumluyorlardı.

selcuk-03

Bu kadar kalabalık bir yemek ve içki organizasyonu daha önce hiç görmemiştim. Alana girdiğimizde çevredeki açık tezgahlarda (sonradan öğrendim, tamamı deve etinden yapılmış) sucuk, köfte, kavurma gibi şeyler yapılıp satılıyordu.

selcuk-04

selcuk-05

.Güreşe giden develer bu tezgahların yanından geçerek güreş alanına geçiyorlardı. Bazen bir sucuk satıcısının tezgahının arkasında alana girmek için sıralarını bekledikleri de oluyordu.

selcuk-06

selcuk-07

Öğrendiğime göre deve yetiştiriciliği oldukça masraflı ve pek getirisi olmayan bir işmiş. Bu işle uğraşanlar prestij (yöreye uygun bir Türkçe kelime bulamadım) için ciddi harcamalar yapıyorlarmış.

İlerleyen saatlerde güreşlere olan ilgi daha da azalarak yiyecek ve içeceğe yöneldi. Muazzam ölçüde yiyecek ve içecek tüketildi. Günün sonunda da Aykut abimiz aşağıdaki durumdaydı. Klarnet ve her çeşit üflemeli, vurmalı çalgı çalan bu arkadaşlar bahşiş almadan gitmiyorlar. Ancak Aykut abi tek kuruş kaptırmadı. Şimdilerde biraz ağır işitiyor.

selcuk-09

Aşağıda da sırasıyla; Aykut abi, ben ve Nadir abi. Seneye ortak bir deve alma kararımızı kutluyoruz. Ortamdaki gürültü ve alkollün etkisiyle çok mantıklı bir karar gibi gelmişti bize. Neyse ki bu uyaranların etkisi geçiciymiş.

selcuk-10

..